banner
banner

Medya Lokum | Biga Haberleri

mp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indirmp3 indir

banner

Çiçekli şiirlerin sahibi

Çiçekli şiirlerin sahibi
Saadet Avcı
Saadet Avcı( saadet.avci@medyalokum.com )
24 Haziran 2020 - 0:11
banner

“İlkokuldayken, bizim sınıfta hep şımarık zengin çocukları vardı. Müstahdemin oğlu da bizim sınıftaydı. Onu hep iter kakardık. Çok ezik ve sessizdi. Bir gün işi iyice azıtıp onu köşeye sıkıştırdık ve mataralarımızdaki suyu kafasından döktük. Soğuktu. Üşümüştü ve titriyordu. Birden gözlerim onun kapkara, kocaman ve acı çeken gözleriyle karşılaştı. Afalladım ve kalakaldım. Eğer şairler birdenbire şair oluveriyorlarsa ve bende eğer bir şairsem, işte o gün şair olmuşumdur kesin. Belki o kara ve kocaman acıdan özür dilemek için yazıp duruyorumdur” diyor bir söyleşisinde. Dünyanın en güzel, en naif özür dileme biçimiyle şair olup çıkıyor karşımıza. Birçok kişinin en iyi Türk kadın şairi diye anlattığı Didem Madak’tan biraz bahsetmek isterim.

8 Nisan 1970 İzmir doğumlu. Öğretmen anne ve babanın kızı, bir kız kardeşi var en yakın arkadaşı. Annesi Füsun 38, kendisi ise 13 yaşındayken onu kanser sebebiyle kaybediyor. Dünyası gidiyor. Onu özlediği her an şiir yazıyor, şiirlerle sarılıyor, şiirlerle yasını tutuyor. Hep 13 yaşında bir çocuk gibi şiirlerinde sürekli Anne diye sesleniyor.

“kimi gün öylesine yalnızdım
derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
annem
ki beyaz bir kadındır.
ölüsünü şiirle yıkadım.
bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.”

Annesinin vefatından bir süre sonra teyzesi, kız kardeşi ve ona, annesinin anı defterlerini ve Varlık Dergisi koleksiyonunu verir. Daha çok yazmaya başlar Didem Madak.  Herhangi bir konuyu öyle şiir eder ki, insan o şiiri öykü niyetine okuyabilir. Ekmek kırığından dünyayı anlatabilir. Veyahut aşktan anlamayacak bir adama “siz aşktan ne anlarsınız bayım” derken ona aşkı anlatma sabrına.

Annesini yitirdikten sonra babası çok kısa bir süre sonra evlenir. Annesinin yokluğuna eklenen bir boşluktur artık babası. Şiirlerinde de babasının var olan yokluğundan sıkça dert yanar.

“Ardımda kırık bir ayna
Üvey anneleri hayatımın.
Batsın diye güneşe tempo tutan o kız çocuğu…
Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı.
Hüzün neydi sanki o zaman
Artık kullanılmayan dikiş makinesi annemden kalma.
Ölüm neydi sanki o zaman
Bir önseziden başka.
Evden kaçabilirsin artık çocuk,
ama kaderden asla!
Babam
Çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan”

Üniversitede okurken babası ve üvey annesinden bir kaçış yolu olan evliliği seçer ve evlenir. Yürümeyen evliliği sonlanır. Bir bodrum katında, insanın sığamayacağı iç sıkıntısıyla sığar o eve. Rutubete ve su baskınlarına dayanan şiirlerini biliriz yalnızca, kim bilir kaç güzel şiiri rutubete yenik düşüp o bodrum katının duvarlarına yeşil lekelerle yazılmıştır. 3 yıl boyunca birçok acının kıyısında dolaşıp durmuş. Ama öyle bağıra çağıra isyan etmeden, çoğu zaman acıyı kucağında büyütür gibi sessizce uyutmuş koynunda. Acı ona dost olmuş. Ona rağmen, hayatı da sevmiş. “Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım” diyor. İnsan olmaktan yorulan kalbiyle hayatın içine yeşeren küçük bir bitki olmaya özeniyor.

Bu dönemde evlilik sebebiyle yarım bıraktığı 9 Eylül Üniversitesindeki Hukuk eğitimini tamamlar.

Kardeşi Işıl, ona İnkılâp Yayınevinin şiir yarışmasından bahseder.  Ablasının bu habere pek iştahlı olmadığını anlar ve şiirleri kendisi gönderip başvuru yapar. Yarışmayı “Grapon Kâğıtları” isimli şiir dosyasının kazandığı haberini alırlar. İstanbul’a ödül almaya gittiğinde İstanbul’da yaşamaya karar verir. Bir süre sonra eşi Timur’la tanışırlar ve evlenirler. 3 yıl sonra bir kızları dünyaya gelir. İsmi Füsun’dur. Hayattaki en sevdiği ismi en sevdiğine vermiş olur. Fakat Füsun henüz üçüncü yaşındayken hayatının en zor düzlüğünde yine hayatı severek, yine hayata umut ederek bir mücadele içine düşmüş olur. Kansere yakalandığının haberini alır. Doktora gülümseyerek söyler “Benim 3 yaşında bir kızım var” diye. Halk arasında yaygın bir deyiş vardır, derler ki: “Annenin kaderi kızına yazılırmış.” Yakın dostu Müjde Bilir bu durum için çok daha güzelini tarif etmiş: “Bir Füsun’dan diğer Füsun’a evrilen bir yaşam.”

Küçük Füsununu, şiirlerini, acılarını geride bırakıp annesi Füsun’a doğru 41 yaşında 23 Temmuz 2011 de ayrıldı bu dünyadan.

Bazen ah diyorum durmadan,
Şimdi ben ahlatın başında,
Otuz iki yaşımda.
Ahlar ağacı gibi.
Rengârenk çaputlar bağladım yıllarca dallarıma,
Mavi, mor, kırmızı ve yeşil,
İstedim, hep istedim,
Sen iste derdim, iste yeter ki
Vereyim.
Her istediğimi verdim. Arttım, fazlalaştım,
Eksikli yaşamaktan.
Ahlar ağacıyım, gibisi fazla.
Başka bir şey istemem
Artık beyazlaşan üç-beş tel saçıma,
Hesabımı vermekten başka.

Vasiyetimdir:
Dalgınlığınıza gelmek istiyorum
Ve kaybolmak o dalgınlıkta.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.