Medya Lokum | Biga Haberleri

banner

Yolun sonu: Ya istiklal ya ölüm

Yolun sonu: Ya istiklal ya ölüm
Sema Esen
Sema Esen( sema_esen17@hotmail.com )
07 Temmuz 2020 - 15:27
banner

Zor ve uzun bir kış oldu. Depremler, savaşlar, ölümler… Bu kışı da atlatacağız elbet ancak ayazını, acısı asla unutamayacağız.

Tüm dünyayı sarmış bir zilletin sancılarını yaşıyoruz şimdi de. Adını daha önce hiç duymadığımız bir hastalıktan korumaya çalışıyoruz kendimizi. Yeni bir savaşın içindeyiz ve bu sefer düşman çok çetin. Yine de unutulmasın ki Türk milleti hepsinden daha çetin.

Geçirdiğimiz en uzun mart ayı bu değil elbette. Bundan 106 yıl önceye gidelim bu sefer. Türklerin ne kadar çetin olduğunu bugün acı içinde kıvranan dünyaya gösterdiği, 1. Dünya Savaşının en kanlı bölümü. Çanakkale deniz ve kara muharebeleri.

Giderek güç kaybeden Osmanlı Devleti. Vatan toprağı uğruna her daim savaşmaya hazır bir millet. İstanbul’un kapısına dayan Bulgar Ordusu. Rumeli’deki Türk hâkimiyetinin kaybolması. İstanbul ve boğazların tehlikeye girmesi. 2 Ağustos 1914’te üçlü ittifak devletlerinin küçümseyerek baktığı ve de hakkında çok fazla yanıldığı Türk Ordusu.

Üçlü itilaf devletlerinin haklı çıkacaklarını düşünmelerinin sebepleriydi bunlar. Görünürde haklı çıkmalarına engel bir durumda yoktu. İtilaf devletleri gün geçtikçe daha da güçleniyordu. Elde ettikleri bu gücü hareket savaşına müsait başka alanlarda kullanmak istemişti. İngiltere başkanı Lloyd George ve Bahriye Nazırı Churchill bu gücü kullanmayı desteklemiş ve Çanakkale Savaşlarının başlamasını sağlamıştı.

Evet, savaşmak istedikleri yerin jeopolitik önemi çok fazlaydı. Üstelik Türk Ordusu hali hazırda güçsüz durumdaydı. Balkan Harbi sonrasında siyasi olarak da yalnız kalan Osmanlı, kazanılması kesin bir savaş meydanıydı. Rahatlıkla yıkılacak olan kaleydi. Sonrasında boğazların hâkimiyeti Osmanlı’nın elinden alınacaktı. Çünkü boğazın son çıkış noktasıydı burası ve burayı kapatmaları durumunda Rusların da gücü zayıflayacaktı. Rusların savaşmak için kaynakları kısıtlıydı ve gemilerini bu boğazdan geçirmeye mecburdu.

Tabi ki bunlar hep öngörülerdi. İş savaşmaya gelip, Türkler cepheye inince savaşın rengi kırmızıya döndü. Hem de kan kırmızısına. Şehit kırmızısına.

Yan yana dizildiğinde Gelibolu Yarımadasının her yerini kaplayacak kadar çok şehit vermişti Türk milleti. Metrekareye on bin mermi düşmüş ve bunların içinde hava da çarpışanlarda olmuştu. Mermisi bitince süngüsünü takmış, düşmanın siperlerine ilaç yollamıştır. Günlerce aç kalmış, üzüm hoşafı pirinç lapası yemiştir. Savaş bittiğinde, cephede askeriyle birlikte savaşan Mustafa Kemal, savaşta ölen düşman askerlerinin analarına; “üzülmeyiniz, evlatlarınız bizim topraklarımızda şehit düşlerdir. Onlar artık bizim de evlatlarımızdır. Bu topraklarda huzur içinde uyuyacaklardır” demiştir.

Tarih, dünyaya Türklerin her türlü zorluk karşında bile hayatta kalmayı başardığını göstermiştir.

Belki bugün içinde bulunduğumuz durum sebebiyle rengi kırmızıya dönen savaşın zaferini, Çanakkale Deniz Zaferini kutlayamıyoruz. Yine de savaşta vatanı için can vermiş hiçbir askerimizi asla unutmadık. Unutmayız.

Unutursak kalbimiz kurur bizim. İşte o zaman yok olmaya mahkûmdur bu millet.

Mustafa Kemal’in de dediği gibi; Ya İstiklal Ya Ölüm!

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner
banner

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.