Mayıs 17, 2021

Melih Küçükceylan

‘Gönüllü’ dijital itiraf mecraları

Şimdi, meselenin başka boyutlarından söz etmek istiyorum. Birileri bizi ‘dijital ayak izlerimizi’ bırakmaya zorluyor mu, yoksa biz gönüllü olarak mı “dijital itiraf“larda bulunarak bu ‘iz’leri bırakıyoruz? Gönüllü yapıyorsak neden gönüllüyüz? Zorunda olduğumuz için yapıyorsak neden karşı koyamıyoruz?

Dijital ayak izlerimiz

Bu “iz“leri nasıl bırakıyoruz? Elimizdeki aletlerde interneti kullanarak girdiğimiz her yerde bir “ayak izimizi“ bırakıyoruz. Normal ayak izlerimizden çok farklı bu ‘iz’ler. İnternet üzerinden bir şeyleri “takip etmek” istiyorsak, “takip edilmeyi“ de kabul etmek zorundayız. Bu “takip edilme“ de normal bir takip edilme değil. Bizi takip eden sıradan bir insan, bir polis ya da bir istihbarat görevlisi değil, yani en azından “fiziksel olarak” takip edilmiyoruz! Yalnız, bu bize pek bir şey kazandırmıyor, yani takip edildiğimiz gerçeğini değiştirmiyor.

Küresel kapatılma ve ‘insansız’laşmış insanlık

Virüs ortaya çıktı ve hayatlarımız alt üst oldu. Hepimiz olduğumuz yere “kapatıldık.“ Arkadaşlarımızdan, okullarımızdan, işlerimizden, doğadan, kısacası hayatın kendisinden koptuk. Hayattayız, doğru. Ancak, çoğu insan yaşadığını hissedemiyor. Virüsten önceki hayatımızda şikayet ettiğimiz birçok şeyi belki şimdi arar olduk! Kalabalıklardan nefret edenler, kalabalıkları; okuldan nefret edenler, okullarını; işinden nefret edenler, işlerini dört gözle arar oldu. Evlerinden çıkıp yapmak zorunda kaldıkları belki de her şeyi özledi insanlar.  “Ah keşke evden yapabilsek“ dediği birçok şeyi…

Teknolojik kapatılma ve şeffaflık toplumu

Örnek olarak elektriği ve aydınlatma sistemlerini ele alalım. Eskiden, ortamı aydınlatmak ve etrafımızı daha net görebilmek için kullandığımız mum, gaz lâmbası gibi araçlar, günümüzde geçmişte kalmış güzel anılar haline geldi. “Eskiden… “ şeklinde başlayan cümlelerimizde  geçmişe özlemimizi dile getirirken andığımız nostaljik öğeler oldular çoktan.