İsimleri farklı konuları aynı

İnsanın ruh hali her zaman aynı olmuyor, biliyorsunuz. Bazen üzülüyoruz, bazen sıkılıyoruz, bazen kendimizi dünyadan soyutlanmış gibi hissediyoruz ve arayışa giriyoruz. Üzüldüğümüzde neşelenmek, sıkıldığımızda kafamızı dağıtmak, kendimizi dünyadan soyutlanmış hissettiğimizde de dünyayla yeniden bağ kurabilmek umuduyla oturuyoruz koltuğa, alıyoruz elimize kumandayı ve açıyoruz televizyonu. Kanal kanal geziyoruz ve karşımıza hoşumuza gidecek bir şey çıkmayınca, öylesine bir kanalda duruyoruz ve herhangi bir dizi izliyoruz hiç değilse odada gürültü olsun diye. Biraz izliyoruz ihtiyacımızı gidermek için. Biraz daha zaman geçince anlıyoruz ki, izlediğimiz dizi de diğer dizilere çok benziyor. Konusunun “aşk“ olduğunu anlamamız çok uzun sürmüyor.

Evet. Diğer dizilerde olduğu gibi bu dizinin de ana konusunun aşk olduğunu hemen anlıyoruz. Biraz daha izleyince daha da emin oluyoruz bu dizinin de diğer diziler gibi “isimleri farklı konuları aynı“ olduğuna. Sürekli bir aşk lafı dolanıyor ortalıkta. Dizi kadın ve erkeklerin aşk ilişkileri etrafında dönüyor. Sanırsınız dizideki bütün insanların temel amacı aşk ve yaptıkları diğer bütün şeyleri de aşka ulaşabilmek için yapıyorlar. Bu tarz diziler insanda öyle bir izlenim uyandırıyor. Bu dizilerin isimlerine baktığımızda da genellikle  “isimlerinin farklı konularının aynı“ olduğunu görürüz. Tabi “isimleri benzer konuları aynı“ olanlar da vardır bir kenarda, onları da unutmamak lazım. Hepsinin isminde de ortak kelime “aşk“ olur nedense: “Kiralık aşk“, “Afili aşk“, “İnadına aşk“, “Kara para aşk“, “Yer gök aşk“, “Gel dese aşk“,  “Bir aşk hikayesi“, “Acil aşk aranıyor“… Aşk, aşk, aşk, aşk… Bu isimleri bulanların da hakkını teslim etmek lazım aslında. Bir kelimeyi alıp bu kadar farklı şekilde kullanmak da gerçekten maharet ister! Büyük ustalık!

Peki ama ne anlatıyor bu diziler bize? Bu kadar ciddiye almak mantıklı mı acaba bunları, yoksa  “amaan dizi işte, eğlenmemize bakalım“ deyip izleyip geçmek mi lazım? Bu dizilerle ilgili ne düşünürsek düşünelim onların bize anlatmak istediği bir şeyler var aslında, görmesini bilirsek tabi! Boş yere o kadar para yatırılmıyor bunlara! Ne anlatıyorlar acaba? Ana konusu aşk olan bu dizilerin en temel mesajı, bir erkekle bir kadın arasında geçebilecek en temel ilişkinin “aşk ilişkisi“ olabileceğini bize haykırmalarıdır. Eee, adı üstünde “aşk dizisi“!  Ama ana konusu aşk olmayan dizilere baktığınızda da aynı şeyi görürsünüz. Bir erkek ve bir kadın her zaman “cinsiyetleri“ ile ön plâna çıkarılmaya çalışılır. Bu durum o kadar çok ön plâna çıkarılır ki, toplum nezdinde hoş karşılanmayan yakın arkadaşların sevgili olması, akrabaların birbirlerine bu şekilde yaklaşması, öğretmen ve öğrencinin aşk yaşaması gibi ilişkiler bu dizilerde “olağan“ hale gelmeye başlar. Buna benzer durumlara geçmişte yayımlanan ve “ismi farklı konusu aynı“ olan  “Kavak yelleri“ gibi dizilerde de oldukça sık bir şekilde rastladık. Bu dizilerde aşka ulaşmak için geri kalan her şeyin hiçe sayılabileceği, “aşk için ölmeli aşk o zaman aşk“ anlayışı, insanların gururlarını, insaniyetlerini ve sahip oldukları diğer her şeyi aşk uğruna feda etmeleri gerektiği gösterildi bizlere ve gösterilmeye de devam ediyor. Birbirlerine arkadaş gibi yaklaşan bir kadın ve bir erkeğin, bir süre sonra mutlaka birbirlerine aşık olduğunu ya da birine aşık olan bir kadını sevgilisinden ayırmaya çalışan başka bir kadının ortaya çıktığını, türlü plânlar yaparak amacına ulaşmaya çalıştığını görüyoruz. Aynı şekilde, aynı kadına aşık olan iki erkeğin de bu kadın için birbirlerini öldürme noktasına kadar geldiklerini görüyoruz. Dünyada en önemli şey sanki aşkmış gibi! İnsan, birbirine benzeyen bu kadar olaya ‘hem günlük hayatta hem de dizilerde’ şahit olunca, “acaba toplumumuz böyle olduğu için mi bu diziler bize gösteriliyor; yoksa bu şekilde diziler yayınlandığı için mi toplumumuz bu hale geldi“ diye kara kara düşünüyor! Ama ipin ucunu bulmak pek kolay değil bu meselede. Biz biliyoruz ki, günlük hayatta “bütün kadınlar ve bütün erkekler“ birbirlerine sadece “aşk“ için yaklaşmıyor. Ancak, son zamanlarda birbirlerine sadece “cinsiyetlerinden ibaretmiş“ gibi yaklaşan kadın ve erkeklerin oranının arttığına da şahit oluyoruz. Dizilerde pek gösterilmiyor ama, hayatın içinde “sadece bir kadın veya erkeğe“ değil; aynı zamanda “bir mesleğe, bir dine, bir ideale ya da bambaşka başka şeylere“ aşk duyan sayısız insan var! Dizilerin dünyasından gerçek dünyaya geçiş yapınca, daha farklı gerçeklerin de olduğunu görüyoruz. Açlık, sefalet, işsizlik, cinayetler… Ama kimse de çıkıp işsiz kalan insanların hayatlarının zorluklarını anlatmak için “Gel dese patron“ diye bir dizi yapmıyor! Dünyada yaşanan sefaleti anlatmak için “Yer gök sefalet“ ya da  “Bir mahvoluş hikayesi“ diye bir dizi yapmıyor! Aç kalan insanlar için “Acil yiyecek aranıyor“ diye bir dizi yapan da yok! Hayata küsmüş, “yeni bir hayat“ arayan  insanlar için de dizi yapılmıyor! Yapılmıyor mu dedim? Yapılıyor yapılıyor, o kadar da değil! “Yeni hayat“ adında bir dizi başlıyor yakında! Bu dizinin ismini görünce “tam da yukarıda anlattığım dertlerden muzdarip insanlara yol gösterecek bir dizi yapmışlar“ diyorsunuz ama onun da diğer diziler gibi “isimleri farklı konuları aynı“ olanlar gibi olduğunu anlıyorsunuz! “Neyse ki adında aşk yok“ diye kendinizi avuturken dizinin sloganı size tokadı atıyor: “Bizi aşk kurtaracak“! Evet, evet “Bizi aşk kurtaracak“! Dizinin sloganı bu! Kurtuluşunuz aşkta diyor onlar da!  “Bir kadına ya da erkeğe duyulan aşk“! En azından dertlerinin ne olduğunu açık açık söylemişler, tebrik etmek lazım kendilerini! Diğerleri gibi “bizi aşk kurtaracak“ mesajını vermek için onlarca bölüm kıvranmaya gerek duymamışlar! Yapıştırmışlar sloganı “ona göre izleyin haa“ der gibi! Bakalım kurtaracak mı, hep beraber göreceğiz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir