Sen öyle diyorsun ama…

“Sen öyle diyorsun ama…“. Günlük hayatınızda bu sözü sık sık duyuyor musunuz? Cümlenin sonunda üç nokta var gördüğünüz gibi. İşte bu üç nokta, aslında cümlenin sonuna sonsuz sayıda başka cümleler gelebileceğinin habercisidir. Sadece dilbilgisi anlamında değil, insanların sonsuz sayıda ‘bahane’ üretebileceğinin habercisi olması anlamında aynı zamanda.

İnsanlara alışılmışın dışında bir şeyler söyleğiniz zaman, karşılık olarak dudaklarından bu sözlerin döküldüğünü duyarsınız sıklıkla. Ne anlama gelir bu sözler sizce? Bu sözü söyleyen kişi, karşı tarafın söylediği şeyin gerçekleşmeyeceğini, gerçekleşmesinin zor olduğunu mu ima ediyor? Yoksa gerçekleşme ihtimali olmasına rağmen kendini kandırıp bahane mi üretiyor? Aslında birçok sebebi olabilir bu sözün. Birisi bir şey söylediği zaman; karşı taraf yeniliğe kapalı olduğu, tembel olduğu, bilgisiz olduğu, ‘asıl’ gerçeklere tahammül edemediği veya korktuğu için söylenen şeye karşılık olarak bu sözleri kullanabilir. Elbette başka sebepler de olabilir. Ama sebep ne olursa olsun sonuç değişmez. Burada net olarak bir ‘bahane’ üretme ve kendisinin şu anda yaptığı davranışın aksini neden yapmadığını kanıtlamaya yönelik bir çaba kendini gösterir. Örneğin; “neden paraya bu kadar değer veriyor insanlar“ diye sorarsanız, karşılığında  “sen öyle diyorsun ama parasız hayat olmaz“ gibi bir söz duyarsınız. Halbuki, “parasız hayat olur“ dememişsinizdir siz. Sadece, “insanlar neden yaşamak için para kazanmak yerine para kazanmak için yaşar hale geldi“ demek istemişsinizdir. Ama hayır. Cümle belli. Söylenmezse olmaz. “İnsanlar neden erken yaşta evlenmeye bu kadar meraklı“ derseniz, karşılığında  “sen öyle diyorsun ama“ kalıp cümlesiyle başlayan bir sürü söz duyarsınız. “İnsanlar neden gerçeklerden kaçıyor“ derseniz, karşılığında “sen öyle diyorsun ama ne yapsın insanlar “ gibi bir söz duyarsınız. İnsanların neden böyle davrandığını açıklamak için yukarıda saydığım sebeplerin yanı sıra çok daha temel bir sebep daha vardır aslında. İnsanlar şimdiye kadar bazı şeyleri hep benzer şekilde tecrübe etmişlerse, bu şeylerin bundan başka gerçekleşme biçimi olmadığını düşünmeye eğilimli olurlar. Örneğin; işçilerin hep yokluk içinde yaşadığını görmüşlerse bundan sonra da hep aynı olmak ‘zorundaymış gibi’ düşünürler. Ya da, kendilerinin ve etraflarında gördükleri diğer insanların akrabalarının sürekli olarak kendilerini ve başkalarını kandırdıklarını görmüşlerse, bundan sonra da öyle olacağını düşünmeye eğilimli olurlar. “Aslında bütün akrabalar kötülük yapmaz“ gibi bir cümle kurduğunuz zaman, “sen öyle diyorsun ama“ kalıbı otomatik olarak kulaklarınızda çınlar hemen.

İnsanlar bazı şeylerin ‘başka türlü’ olabileceğini kabul etmek istemedikleri zaman, bahaneler bulmak yerine doğrudan bunu söyleyen kişiyi suçlamaya da başlayabilirler. “Sanki sen çok farklısın“, “seni de göreceğiz“, “sen daha ne yaşadın ki“, “gerçek hayat öyle değil“,  “yaşamadan bilemezsin“, “hele bir evlen, işe başla da o zaman göreceğim seni“,  “biz de senin gibiydik zamanında“,  “senin söylediklerin züğürt tesellisi”, “fakir edebiyatı yapma“,  “felsefe yapma“,  “her şeyi sen biliyorsun zaten, biz cahiliz“,  “bizi küçük görüyorsun sen”  gibi bir sürü suçlamayla karşılaşır alışılmışın dışında şeyler söyleyen kişiler. Karşı taraf sürekli suçlanır. Yeni bir şey söylemesine izin verilmek istenilmez. Burada çok daha temel bir nokta daha var aslında. O da, insanların dilinde ‘hayatın gerçekleri’ diye bir sözün dönüp durmasıdır sürekli. “Hayatın gerçekleri öyle değil“. En çok bu sözü duyarsınız  “sen öyle diyorsun ama“ sözünden sonra. Tamam, ‘hayatın gerçekleri’ var, doğrudur ama insanlar sanki bu ‘gerçekler’ tek doğruymuş gibi davranır. Sanki bunlardan başka ‘gerçek’ olamaz gibi davranır. Aslında ‘gerçek’ ile ‘ doğru’ aynı şey değildir. Asıl sıkıntı da buradadır zaten. Biraz daha dikkatli bakınsalar etraflarına, biraz daha dikkatli sorgulasalar hayatı, aslında bu gerçek dedikleri şeyin “birileri tarafından gerçek haline getirildiğini“ görebilirler. Bu ‘gerçekler’ sabit değildir aslında. ‘Sen öyle diyorsun ama’ gibi kalıp sözlerle biz de bu gerçeklerin ‘gerçek’ haline gelmesine sebep oluyoruz. Biz, çeşitli sebeplerle bahaneler ürettikçe, günlük hayatta yaşanan şeyler doğruymuş gibi algılanmaya başlanıyor. Bunun aksini iddia edenler de yukarıdaki suçlamalara maruz kalıyor.

Bahane üreten insanların kullandığı son bir yöntem daha vardır. O da, başka insanların hayatlarından örnekler vererek kendilerinin haklı olduklarını ispatlamaya çalışmalarıdır. “Bir arkadaşım vardı, o da senin gibi konuşuyordu; ama sonra ne oldu, kaybolup gitti“.  “Bizim mahallede de birisi vardı, o da atıp tutuyordu. Sonra itiraz ettiği şeyleri kendisi yapmaya başladı“. Bu ve buna benzer sözleri de sık sık duyarız etrafımızdaki insanlardan. Sizin ve başkalarının, insanların yapmaya alışkın olduğu şeyleri eleştirmeniz ama eleştirdiğiniz şeyleri kendinizin yapması bu bahane üreten insanlar için sevinç ve övünç kaynağı olup çıkıverir. Çünkü onlar haklı çıkmıştır. Ama sizin, eleştirdiğiniz şeyleri yapmanızın başka sebepleri olduğunu görmek istemezler. Gücünüzün yetmemiş olabileceği, denemiş ama başaramamış olabileceğiniz ihtimalllerini akıllarına getirmek istemezler. Çünkü onlar ‘hayat okulu’ nu okumaya devam etmektedirler. Siz ise, ‘gerçeklerden uzakta’ bir hayat sürmektesinizdir. Ama kendileri bir gerçeğin farkına varamamaktadırlar: Okudukları ‘hayat okulunda’ sürekli olarak aynı hataları yapıp sınıfta kaldıklarının…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir