escort bayan

Temmuz 29, 2021

Melih Küçükceylan

Son durak küresel dijital diktatörlük mü?

“Bir dijital faşizm örneği: Çin’in dijital sosyal puanlama sistemi“ başlıklı en son yazımda, Çin’in dijital sistemleri kullanarak insanları istediği şekilde yönlendirmeye çalıştığından söz etmiştim. Dijital sistemleri kullanarak insanların  “yapmasını istediği“ ve “yapmamasını istediği“ davranışları yapıp yapmadığını takip etmek için ‘dijital puanlama sistemi’ kurduğundan söz etmiştim. Yazı dizisinin son yazısında ise farklı noktalara temas etmek istiyorum.

Bir dijital faşizm örneği: Çin’in dijital sosyal puanlama sistemi

“Kim olduğumuz“ sistem tarafından, yani “yapay zeka“ tarafından hemen tespit edilebiliyor. Ancak Çin, bu meseleyi farklı bir noktaya götürmeye çalışıyor. Dünya genelindeki çoğu devlet, “kim olduğumuzu ve neler yaptığımızı“ zaten çok rahat bir şekilde gözetleyebiliyordu. Çin ise, daha da ileri gidip, “kim olmamız ve neler yapmamız gerektiğine“ dijital sistemleri kullanarak karar vermeye ve  bu “karar“larını da bize uygulatmaya çalışıyor. Elbette bunu şimdilik sadece kendi ülkesinde  “bazı pilot bölgelerde“ uygulamaya çalışıyor. Peki ama Çin bunu nasıl yapıyor?

Dijital faşizm ve dijital kölelik

En son “Gönüllü ‘dijital itiraf’ mecraları“ adlı bir yazı yazmıştım. O yazıyı okuyan ama ne anlattığımı unutan ya da yeniden hatırlamak isteyenler olursa, geriye dönüp bu yazıyı ve yazı dizisinin diğer yazılarını okuyabilirler. En son yazıda, özet olarak, “teknolojik aletleri kullanarak belli mecralarda kendimizle ilgili bilgiler paylaştığımızdan ve bunun sonucunda da ‘dijital bir kimlik’ oluşturduğumuzdan“ bahsetmiştim. Şimdi bir adım daha ileriye gitmek istiyorum. Bu  dijital kimliklerimizin ve kimliklerimizi oluşturan verilerin bilgilerimizi paylaştığımız kişiler tarafından nasıl kullanıldığından bahsetmek istiyorum.

‘Gönüllü’ dijital itiraf mecraları

Şimdi, meselenin başka boyutlarından söz etmek istiyorum. Birileri bizi ‘dijital ayak izlerimizi’ bırakmaya zorluyor mu, yoksa biz gönüllü olarak mı “dijital itiraf“larda bulunarak bu ‘iz’leri bırakıyoruz? Gönüllü yapıyorsak neden gönüllüyüz? Zorunda olduğumuz için yapıyorsak neden karşı koyamıyoruz?

Dijital ayak izlerimiz

Bu “iz“leri nasıl bırakıyoruz? Elimizdeki aletlerde interneti kullanarak girdiğimiz her yerde bir “ayak izimizi“ bırakıyoruz. Normal ayak izlerimizden çok farklı bu ‘iz’ler. İnternet üzerinden bir şeyleri “takip etmek” istiyorsak, “takip edilmeyi“ de kabul etmek zorundayız. Bu “takip edilme“ de normal bir takip edilme değil. Bizi takip eden sıradan bir insan, bir polis ya da bir istihbarat görevlisi değil, yani en azından “fiziksel olarak” takip edilmiyoruz! Yalnız, bu bize pek bir şey kazandırmıyor, yani takip edildiğimiz gerçeğini değiştirmiyor.

Küresel kapatılma ve ‘insansız’laşmış insanlık

Virüs ortaya çıktı ve hayatlarımız alt üst oldu. Hepimiz olduğumuz yere “kapatıldık.“ Arkadaşlarımızdan, okullarımızdan, işlerimizden, doğadan, kısacası hayatın kendisinden koptuk. Hayattayız, doğru. Ancak, çoğu insan yaşadığını hissedemiyor. Virüsten önceki hayatımızda şikayet ettiğimiz birçok şeyi belki şimdi arar olduk! Kalabalıklardan nefret edenler, kalabalıkları; okuldan nefret edenler, okullarını; işinden nefret edenler, işlerini dört gözle arar oldu. Evlerinden çıkıp yapmak zorunda kaldıkları belki de her şeyi özledi insanlar.  “Ah keşke evden yapabilsek“ dediği birçok şeyi…

Teknolojik kapatılma ve şeffaflık toplumu

Örnek olarak elektriği ve aydınlatma sistemlerini ele alalım. Eskiden, ortamı aydınlatmak ve etrafımızı daha net görebilmek için kullandığımız mum, gaz lâmbası gibi araçlar, günümüzde geçmişte kalmış güzel anılar haline geldi. “Eskiden… “ şeklinde başlayan cümlelerimizde  geçmişe özlemimizi dile getirirken andığımız nostaljik öğeler oldular çoktan.