GÜNDEM

Aynı filmlerdeki gibi… Tarla Kuşu...

Köyden kente göçün yerini kentten köye göçüşe bıraktığı pandemi sonrası Türkiye’de, günün şartlarını iyi anlamış ve katmadeğer üretmenin önemini iyi kavramış bir çiftin hayat hikayesine konuk oldum. Sizi de tanıştırmak isterim…

Pandemiden sonra yoğunlaşan metropolden kasabaya ya da köye göç etme hikayelerine bolca tanıklık ettiğimiz bir dönemdeyiz. Birazdan okuyacağınız söyleşide de başlarda benzer gibi gelebilir size, ama okudukça farklı bir yönü olduğunu anlayacaksınız. Bulunduğu yere sadece yeni bir hayat kurmak için değil, oraya katmadeğer sağlamak için de çalışan bir grubun artık Bigalı hatta Kozçeşmeli olan 2 üyesi ile tanışacaksınız. Ben de tanımıyordum fakat bir arkadaşım ‘Biga’da kuşkonmaz yetiştiren bir aile var’ deyince tanışmak istedim. Evlerine gittik, tanıştık, bol bol sohbet ettik. Ülker ve Ertuğ Yıldırımcan çifti ile çok keyifli zaman geçirdik. Kendi fıstıklarından yaptıkları harika fıstık ezmesini de bolca yedim. Kendi ürettikleri aronyalardan bolca yedim. O kadar özenerek yapılmış ki… Mis gibiydi gerçekten.  Çoktan Bigalı olmuşlar zaten. Eğitimden ve iş hayatından fazlasıyla nasiplerini almışlar. Daha ‘merhaba’ derken anlıyorsunuz. Ben tanıştığıma çok çok memnun oldum. İki kişiyle başlayan, paylaştıkça çoğalan, ürettiklerini satmak için kurdukları Tarla Kuşu ile gün geçtikçe daha da büyüyen bir yolculuk onlarınki… Sizi de tanıştırayım ‘Tarla Kuşu'nun 2 üyesi ile…

Nerelisiniz?

İkimiz de İzmir’de doğduk büyüdük.

Nereden çıktı Biga, hatta Kozçeşme?

İzmirli olmamıza rağmen hiç oralara yerleşmeyi düşünmedik. Hep daha yeşil, daha sulak, İstanbul’a nispeten daha yakın olan (Kızımız İstanbul’da yaşıyor çünkü) Çanakkale çok uygun bir bölgeydi ve uzun süre hep yer aradık Çanakkale’den. Kozçeşme tamamen tesadüf oldu, internette bulduk. Geldik ve geldiğimiz gibi çok sevdik. Karşı komşumuz Ayşe geldi. Biz geldiğimizde tanıştık. Bize evi gezdirdi. Evin tarihinden bahsetti. Onu da çok samimi bulduk, sevdik. Burası yaklaşık 80 yıllık bir taş ev. Hayalimizde de bir taş ev vardı, böyle avlusu olan ve hepsi birleşince almaya karar verdik. Biz buraya gelirken büyük bir hayat felsefesiyle gelmedik. Müthiş başarılı bir hayat hikayemiz falan da yok. Köye yerleşelim, hep organik beslenelim gibi bir karar da vermedik. İkimiz de finans sektöründen emekli olduk ve metropolden yorulduk. Baştan birtakım kararlar vermedik. Önce burada yaşamaya başladık ve yapabileceklerimizi fark ettik. Bu süreci tek cümle ile özetlemek gerekirse; biz yapmaya karar vermedik, yapabileceklerimizi fark ettik diyebiliriz.

Ektiğiniz tarla kendinizin mi?

Evet, biz ev için daha fazla bir bütçe düşünmüştük. Tahmin ettiğimizden daha az para ödeyince… Kalan bölümüyle ilgili emlakçıyla konuştuk. Biraz daha toprak alabileceğimizi söyledik. ‘Var’ dediler ve gittik, baktık. Büyük de görünüyordu ama tabi anlamıyoruz topraktan. Sonra komşularımız bize çok kızdı. Taşlıkmış meğerse toprak. Tarla ile çok uğraştık ama istediğimiz kıvama geldi sonunda.

Çiftçilik ilk öyle başladı sanırım?

İlk tarlanın ortasında, en güzel alana, komşularımızın teşvikiyle fıstık, domates, biber, patlıcan, bamya, börülce gibi bahçe bitkileri ektik. Komşular rehberlik etti; ‘Şurayı çapala, bu fideyi şuraya yerleştir’ gibi. Yani bizim bir toprak geçmişimiz yok. Görmedim de daha önceden kimseyi ekip dikerken. Sağ olsun komşularımız sayesinde öğrendik ve o kadar güzel oldu ki... Mucize gibiydi… Herkese götürdük, gönderdik. Harikaydı ve çok bereketliydi.

Komşularınızdan öğrendiniz siz. Peki komşularınıza bir şey katabildiniz mi?

Sonraları biz de farklı tohumlar ve fideler bulduk. Onlar geleneksel devam ediyorlardı. Geleneksel üretime farklı dokunuşlar katma, ürettiklerimizin farklı tüketim yollarını deneme konusunda önerilerimizi paylaşıyoruz.

Kuşkonmaz ekmek nereden çıktı?

Yemeyi çok severdik kuşkonmazı. Toprakla da temasa başlayınca bir firmadan danışmalık aldık. Toprak, iklim analizi falan yaptırdık. Çıkan sonuçlara göre de toprak uyumu bulundu. Bu arada Biga’da hiç kuşkonmaz ekilmemiş. Aynı zamanda belki köydeki gençlere de ilham olabilir diye ekme kararı aldık. O sırada 2 arkadaşımız daha ortak olmak istedi ve 3 kadın ortak olduk. Eşlerimiz de mekanize anlamda destek veriyor.

Ekipmanınız var mı?

Evet, bir traktörümüz var, yeni aldık. Ziraat Bankası’nın çiftçilere sağladığı kredi destekleri vardı ve bu desteklerle bir traktör aldık.

Kolay bir şey mi çiftçilik sizce?

Hayır, tabiki değil. Biz ne olursa olsun emekliyiz. Bir şey olsa, maaşlarımız var. Yaşamaya devam edebiliriz ama hayatını toprağa adamış insanlar için bunu söylemek bu kadar kolay değil. Biz çalıştığımızı zannediyorduk önceden. Hafta sonu tatilimiz vardı, bayramlarımız tatildi. Ama burada hayatın akışı sabah erkenden başlayıp, akşam karanlığa kadar gün, bayram fark etmeden devam ediyor ve herkes sürekli çalışıyor.

Bazen derler, ‘köye taşındım, 10 yaş gençleştim’ diye. Sizde de oldu mu böyle şeyler?

Buraya gelmeden önce Ertuğ’un beli tutuluyordu, kolestrol ve şekeri yüksekti, gergin ve sinirliydi. Ama artık öyle değil. Daha iyi. Kendimizi daha iyi hissediyoruz.

Kuşkonmazlar nasıl gidiyor? Ne kadar ektiniz? Hasat ne zaman?

Beş dönüm ektik. İlk ektiğimizde hasata iki yıl vardı. Şu anda yaklaşık bir yıl sonra 2024’ün Nisan ayında hasat yapacağız inşallah.

Toplamda kaç ortak oldunuz?

5 ortağız. Herkesin görevi farklı bizde. Biz operasyon görevini yürütüyoruz. Satış ayağı ise başka arkadaşta. Sosyal medyayı birlikte yönetiyoruz. Ortak olduğumuz arkadaşlarımız da buraya gelip gördüklerinde kendilerine toprak aldılar. Onların bir arkadaşı köyü hiç görmeden biz ve diğerleri aldığı için aldı. Bu şekilde yaklaşık 55 dönüm ekebileceğimiz toprağımız oldu.

Başka ne ekiyorsunuz?

Aronya ektik. Aronyayı ortaklarımızdan seçenler oldu. Medikal alanda kullanılan ve aynı zamanda taze olarak da tüketilen bir bitki. Süper meyve olarak geçen Amerika kökenli bir endemik bitki. Bu bölgede de Bolayır’da yetiştirenler var.

Peki satış konusunda neredesiniz? Kuşkonmaz henüz hasat olmadı?

Başlangıçta kuşkonmazı seçme sebebimiz fideyi satan firmanın, aynı zamanda ürünü de alma sözleşmesi yapıyor olmasıydı. Yani pazarlama ile uğraşmayız diyerek sözleşmeli tarımı tercih etmiştik. Ancak satış, tanıtım ve pazarlama ile ilgilenen ortağımız Betül, bu konuda çok önemli çalışmalar yapıyor. Kuşkonmaz, talep fazla olan ama arz eksiği de olan bir ürün. Bu şekilde olunca sözleşme şartlarına göre yüzde 50'sini kendimiz satabiliyoruz. Ama tabiki satın aldığımız firmaya rakip olmamak şartıyla. Pazarlama kalitemize bakılırsa kendimiz de satabileceğiz gibi duruyor. Bir de buradan, köyden bir aile ile ortak olduğumuz ceviz bahçemiz var.

Aronyada böyle bir sözleşme var mı?

Hayır, onda yok. Onu sattık, hem yaş meyve olarak hem de kurusunu. Tarla Kuşu olarak Biga'da dostlarımızın ürettiği yaban mersininin ürünlerini de satıyoruz. Bu arada sosyal sorumluluk olarak üstlendiğimiz bir şeyler de yaptık. Burada komşularımızın yaptığı salçalardan da sattık. Salçaların yapımında birlikteydik, beraber yaptık diyebiliriz ama tabiki onlar bu işte ustalar. Salçalık ürünleri tarlamızda üretildi, ama komşularımızın ata tohumlarından ektik. Salçaları kendi yakın arkadaşlarımıza sattık. Bir de yine komşularımızın ürettiği nohut, fasulye gibi ürünleri de yakınlarımıza sattık. Güzel satışlar oldu. Az ya da çok para kazandılar. Hatta bir komşumuz kendi sigortasını ödemeye başladı. Fakat bu konularda devamlılık sağlamak için sahip olunması gereken standartlar var. Satış yapmaya devam etmek isteyenlerle bu konuları görüşeceğiz.

Nerede satılıyor bunlar?

İnternette ‘shopier'den satıyoruz. Instagram'da ‘tarla kuşu’ diye bir sayfamız var. Oradan da ‘shopier'e yönlendiriliyor.

Ürettiğiniz ürünler ile ilgili düzenli olarak danışmanlık hizmetleri alıyor musunuz?

Tabii, mühendisler geliyor. Süreci fotoğraflıyoruz sürekli. Her hafta raporlama yapıyoruz. Fideyi aldığımız firma ile bu tip ücretli hizmetler yapmak zorunluluğumuz da var. Firmanın mecburi tuttuğu sertifikalar var. Bu sertifikaları almak için de belli standartları yakalamak zorundayız. Sadece bitkiye özel değil, tarlada çalışan tarım işçisine de belli standartlar sağlamak zorunluluğumuz var. Ürünün ekim sürecinde, ürüne özel hazırlanmış ölçekli aletlerle ekim yapıldı. Kuşkonmaz çok narin bir bitki zaten. Aronya mesela çalı formunda ve dayanıklı bir bitki. Koruması çok kolay. Meyvesini de 5-6 ay kadar serin bir yerde muhafaza edebiliyorsunuz. Aronya, Türkiye'de son dönemde çok fazla ekiliyor. Bizim buradaki iddiamız ise en doğru şekilde, en iyisini üretiyor olmak. Bu arada ilçe tarım müdürümüz Fevzi Atmaca da her sorumuza cevap veriyor. Gerekli her konuda desteği var. Ne zaman arasak telefonunun ucunda, mutlaka cevap veriyor.

Paslaştığınız üreticiler var mı çevrede?

Biz başlarken ‘yalnızız’ sanıyorduk. Fakat Bayramiç'te bir çift, 10 dönümlük bir araziye kuşkonmaz ekmiş. Onlarla iletişim kurduk. Karşılıklı tecrübelerimizi paylaşmak istiyoruz onlarla da. Bölgede ekim yoğunlaşırsa, üreticiler olarak gücümüz artar. Tekil olarak yapamadığımız şeyler bir grupla daha kolay hale gelebilir. İlk hasattan sonra daha net veriler ile köydeki komşularımıza bu konuda açıklama yapabiliriz tabi. Fakat şu anda biz de hayal olarak anlatabiliyoruz. Asıl hikayemiz hasattan sonra başlayacak.

Çağın problemi olan iklim krizi ile ilgili bir B planınız var mı?

Biz de çok yakından gözlemliyoruz bu durumu. Planlarımız da var. Örnek vermek gerekirse bir yağmur deposu fikri var şimdilik, önümüzde, çalışıyoruz. Susuz tarım diye bir seçenek de var tabiki ama bizim planlarımızda daha fazla büyümek şimdilik yok. Yani tüm kalan hayatımızı buna adamayacağız. Elimizdekiyle neler yapabiliriz, o daha önemli bizim için.

Diğer ortaklarınız da buraya yerleşecekler mi?

Niyet olarak evet, ama henüz çocukları küçük. Yani gemileri yakma ile ilgili hala tereddütleri var. Ama radikal bir karar verebilirlerse, belli de olmaz. Zamana ihtiyaçları var aslında. En doğrusu böyle söylenebilir. Biz büyük şehrin telaşından ve sıkıntılarından uzakta, farklı bir yaşam standardı oluşturmaya çalışıyoruz. Herkesin de kendi koşullarına uygun bir yer bulabileceğine inanıyoruz.

(Röportaj: Çiğdem Özden Demiray)