Biga Kafkas Kültür Derneği tarafından düzenlenen 21 Mayıs 1864 Çerkes Soykırımı ve Sürgünü Anma Programı, Aksaz sahilinde gerçekleştirildi. Anavatanlarından koparılan, Karadeniz’in karanlık sularında hayatını kaybeden ve sürgün yollarında açlıkla, hastalıkla, acıyla mücadele eden ataların anıldığı gece duygu dolu anlara sahne oldu. Öte yandan gün içinde Biga Kafkas kültür Derneği tarafından öğle namazı öncesi Kuran-ı Kerim okundu ve öğle namazı sonrası ise vatandaşlara ikramda bulunuldu.
AKSAZ SAHİLİNDE ANMA PROGRAMI
Aksaz sahilinde gerçekleştirilen etkinlik, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından dualarla başladı. Programda 21 Mayıs’ın anlam ve önemine dair Çerkesçe, Türkçe ve İngilizce konuşmalar yapıldı. Öğretmen Semih Uğur’un Çerkesçe yaptığı konuşmanın ardından Hira Nur Tarba Türkçe metni paylaştı. Nart Akçal ise sürgünün uluslararası alanda anlaşılması ve gelecek nesillere aktarılması adına İngilizce bir konuşma gerçekleştirdi. Gecede Nizamettin Bircan tarafından seslendirilen Çerkesçe ağıt, katılımcılara derin bir keder ve duygusal anlar yaşattı. Program, protokol üyelerinin katılımıyla birliktelik ve hafızanın sembolü olan Nart Ateşi'nin yakılması ve ardından denize karanfil bırakılmasıyla son buldu.
"GELECEĞE GÜÇLÜ NESİLLER BIRAKMAK İÇİN ÇALIŞACAĞIZ"
Programın açılış konuşmasını yapan Biga Kafkas Kültür Derneği Başkanı Ömer Kurtul, Çerkes halkının 162 yıl önce anayurdu Kafkasya’dan zorla koparıldığını belirten uzun ve anlamlı bir konuşma gerçekleştirdi. Kurtul konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
"Bugün burada; 162 yıl önce yaşanan büyük bir insanlık dramını anmak için toplandık. 21 Mayıs 1864 tarihinde Çerkes halkı anayurdu Kafkasya’dan zorla koparıldı. Yüz binlerce insan sürgün yollarında hayatını kaybeden aziz atalarımız oldu. Karadeniz, o günlerde bir umut değil; acının ve gözyaşının denizi oldu. Yakılan köyler, parçalanan aileler, yetim kalan çocuklar… Bu acı yalnızca Çerkes halkının değil, insanlığın ortak hafızasında yer alması gereken büyük bir trajedidir. Ancak bizler biliyoruz ki; bir halkın varlığı sadece toprağıyla değil, hafızasıyla yaşar. Bugün dünyanın birçok yerinde yaşayan Çerkesler; dilini, kültürünü, geleneklerini ve onurunu yaşatmaya devam etmektedir. Bizler de Biga Kafkas Kültür Derneği olarak geçmişimizi unutmadan, geleceğe güçlü nesiller bırakmak için çalışmaya devam edeceğiz. Bu anlamlı gecede bizleri yalnız bırakmayan tüm protokol üyelerine, katılımcılarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Sürgünde hayatını kaybeden tüm atalarımızı rahmet ve saygıyla anıyorum. Thapseuw."
"ASIL SÜRGÜN İNSANIN KENDİ HAFIZASINA YABANCI DÜŞMESİDİR"
Biga Belediye Başkanı Alper Şen, Aksaz sahilinde yaptığı konuşmada tarihi bir trajediyi hem evrensel hem de kendi aile hafızasından çok çarpıcı örneklerle anlattı. Konuşmasıyla sahil dolduran kalabalığa hitap eden Başkan Şen, şu ifadeleri kullandı:
"Bir mazinin huzurunda, acının ve onurun şahitliğinde sizleri saygıyla selamlıyorum. Gürcü tarihçisi Simon Canaşia, Cubga bölgesinde 91 yaşında bir ihtiyarla karşılaşır. Ona sorar: '1864'ün Mayısında neler oldu?' İhtiyar önce susar. Sonra ağlar. Sonra anlatır. Der ki: 'Deniz kıyısına yedi yıl boyunca insan kemikleri vurdu. Kargalar erkek sakallarından ve kadın saçlarından yuvalar kurardı. Deniz, yedi yıl boyunca karpuz gibi insan kafataslarını kıyıya atardı.' Şimdi söyleyeceğim her söz, yalnız bugüne değildir. Karadeniz'in sularında adı kalmayanlaradır. Kafkas dağlarında iz bırakanlaradır. Sürgün yollarında yitip gidenlere ve hafızasını onurla taşıyanlaradır. O yürekli, onurlu insanlara gecenin karanlığından selam olsun. Aksaz sahilindeyiz. Bir denizin kıyısında, bir hafızanın eşiğindeyiz. Çerkes halkının dinmeyen yasının huzurundayız. Dalgalar, isimlerini bilmediğimiz çocukları hatırlatır. Ana dilinde son kez ağlayabilmiş anneleri anımsatır. Bir daha dönemeyeceklerini bilmeden yola çıkan büyüklerimiz akla gelir. 21 Mayıs sadece bir tarih değildir. Bir kalp sızısıdır. Bir dil yarasıdır. Bir hafıza nöbetidir. Ve bugün biz, o nöbeti Aksaz sahilinde tutuyoruz. Bu nöbete gelenlere, burada olanlara gönülden teşekkür ediyorum.
Bazı felaketler yalnız yaşanmaz. Toprağa geçer. Denize geçer. Kuşların yuvasına, çocukların rüyasına, ninelerin suskunluğuna geçer. İşte bugün burada, o suskunluğa ses olmak için toplandık. Bugün, Çerkes halkının; yurdundan, dağından, köyünden, mezarından, çocukluğundan, dilinden ve kaderinden koparıldığı gündür. 21 Mayıs, yalnızca geçmişin acısı değildir. Bugünün sorumluluğudur. Yarının ahlak imtihanıdır. Hafıza susmaz, hakikat eskimez, insan onuru sürgün edilemez. Biz bugün tarihe bir sayfa gibi değil, bir vicdan aynası gibi bakıyoruz. O aynada Kafkasya'yı görüyoruz. O aynada Karadeniz kıyılarına yığılmış yüz binleri görüyoruz. O aynada, evinden değil; varlığından sürülen bir halkı görüyoruz. Bu, sıradan bir göç değildi. Bu, gönüllü bir yolculuk değildi. Bu, bir halkın kendi yurdunda yaşama hakkının elinden alınmasıydı. Adı sürgündür. Adı soykırımdır. Adı insanlığın alnında kara bir lekedir. Bu lekeyi sürenlere kahrediyorum ve onları tüm ruhumla lanetliyorum. Çerkesler o yurtta sadece yaşamadılar. O toprağa dil verdiler. O dağlara isim verdiler. O vadilere ağıt, düğünlere ezgi, sofralara edep verdiler. Sonra Çarlık Rusyası'nın yayılmacı politikaları, bu kadim yurdu ateşe verdi. Yıllar süren savaşlar, yakılan köyler, boşaltılan vadiler, kesilen yollar, susturulmak istenen diller… Tüm bunlara karşı bir halk, var olma hakkını savundu. Silaha karşı imanla durdu, topa karşı iradeyle bekledi. Kafkasya, yalnızca bir coğrafya değildir. Kafkasya, dağın vakarını, suyun berraklığını, atın asaletini, insanın onurunu taşıyan kadim bir yurttur. Onların torunları olmaktan iftihar ediyoruz.
Vatan dediğiniz şey sadece toprak değildir. Vatan, annenizin ninni söylediği dildir. Atanızın yattığı mezardır. Çocuğunuzun koştuğu avludur. 21 Mayıs 1864'te, Soçi yakınlarındaki Kbaada Vadisi'nde, bir imparatorluk kendi zaferini ilan etti. Ama aynı anda bir halkın yası başladı. Bir taraf zafer naraları attı, bir taraf evlatlarını aradı; bir taraf tören yaptı, bir taraf toprağından söküldü. Şu gecenin hürmetine düşünün. Bir anne var, kucağında bebeğiyle kıyıda bekliyor. Bir baba düşünün, elinde hiçbir şey yok, sadece ailesini hayatta tutmaya çabalıyor. Bir çocuk düşünün, kalabalıkta annesini arıyor. Bir yaşlı, ömrünü geçirdiği dağlara son kez bakıyor. Bir halk, arkasında evini, tarlasını, mezarını, dilini, duasını bırakıyor. Şimdi denizin yanındayız. Denizin yanındakilerin hayalini kurun. Önünde bir gemi var; o gemi bilinmezlik, o gemi acı, o gemi Karadeniz'in ortasında açılan derin bir yara. Küçük teknelere insanlar dolduruluyor. Nefes alacak yer yok. Su yok, ekmek tükenmiş, hastalık yayılmış. Zalim olarak galip gelmektense, mazlum olarak insan kalmak en büyük bir şereftir. Fırtına çıkmış, gemiler batmış. Kimi kıyıya varamamış, kimi vardığı yerde tutunamamış. Kimi annesini, kimi evladını kaybetmiş. O gün Karadeniz, sadece dalga taşımamış; beden taşımış, gözyaşı taşımış, ağıt taşımış. Onun için Çerkes hafızasında Karadeniz yalnızca bir deniz değildir; bir mezardır, bir tanıktır, susmuş ama unutmamış bir tarihtir. Ve hep söylenir ya; Karadeniz en çok bize karadır.
Benim aile hafızamda da bu acının izi var. Biz çocukken büyüklerimizin bazı davranışlarını anlamazdık. Mesela babaannem gibi pek çok yaşlımız balık yemezdi. Bunu bir damak zevki sanırdık, bir alışkanlık sanırdık. Sonra anladık. O sofradaki suskunluk, tarihin ta kendisiydi. Çünkü denizden çıkan balık, onlara sadece balığı hatırlatmıyordu. Kıyıya varamayan gemileri, denize bırakılan bedenleri, Karadeniz'in koynunda adsız kalan çocukları hatırlatıyordu. Atalarımın başına gelenler, gün oldu bizim soframız gibi bir sofrada yaşadı; bir bakışta, bir suskunlukta yaşadı, ninemin 'Ben balık yemem' sözünde yaşadı. Yarın çocuklarımız bize, 'Neden her 21 Mayıs'ta bunu yapıyorsunuz?' diye sorduğunda, onlara yalnızca bir felaketi, kıyıya varamayan gemileri anlatmayacağız. Ama daha önemlisi, yıkılmayan bir halkın haysiyetini anlatacağız. Onlara ölümü anlatacağız ama ondan daha çok, hayatta kalanların onurunu anlatacağız. Şimdi denize bakın. Sadece dalgaları mı görürsünüz? Çerkesler, dalgaların içinde gözyaşını görür, dua görür, direnişi görür, onuru görür.
Ve şunu haykırmak istiyorum: Bir halkın yurdu alınabilir ama hafızası alınamaz. Bir halk sürgüne gönderilebilir ama onuru sürgün edilemez. Gemiler batabilir, yollar bitebilir, mezarlar kaybolabilir ama hakikat asla susturulamaz. Bu yüzden 21 Mayıs sadece Çerkeslerin yas günü değildir. Bir halkın hafızası görmezden gelinirse, yalnız o halkın yarası kanamaz. Başka halkların yaraları için de gerçek bir adalet kurulamaz. Bir halkın acısını duymayan dünya, başka bir halkın adaletini de eksik kurar. 21 Mayıs, insanlık onuruna inanan herkesin hafıza günüdür. Bugün burada tuttuğumuz yas, kin için değildir. Bu akşam Aksaz sahilinde yan yana durduk; geçmişi inkâr etmeden, acıyı küçültmeden, kimliği yok saymadan. Bigalı olmak işte tam da budur; aynı meydanda, aynı sofrada, aynı sahilde, aynı vicdanda buluşabilmektir. Birçok kesim gibi Çerkesler Biga'nın ruhuna güç katmıştır. Emeğiyle, ahlakıyla, zarafetiyle, misafirperverliğiyle, müziğiyle, dansıyla, diliyle, hafızasıyla… Ve yalnız kültürüyle değil; bu topraklara duyduğu sadakatle, ortak vatana verdiği emekle, gerektiğinde canını ortaya koyan yüksek vazife ahlakıyla da güç katmıştır. Ama şunu da açıkça söylemeliyiz: Bir kültür yalnız düğünlerde oynanan oyunlarla yaşamaz. Bir kültür yalnız yemeklerle, kıyafetlerle, ezgilerle korunmaz. Bir kültür, hafızasına sahip çıkarsa yaşar. Hafızası olmayan kültür, kökü kesilmiş ağaç gibidir; ayakta görünür ama içten içe kurur. Biz bu acıyı barış için, adalet için, vicdan için hatırlıyoruz. Bir daha hiçbir çocuk sürgün yolunda annesini kaybetmesin, bir daha hiçbir deniz bir halkın mezarlığına dönüşmesin diye hatırlıyoruz. Bugün Biga Kafkas Kültür Derneği'nin yaptığı iş bu yüzden çok kıymetlidir. Bir hafızayı diri tuttukları, geleceğe bir emanet taşıdıkları için Biga Kafkas Kültür Derneği'ne, başkanına, yönetimine, üyelerine ve emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum. Atatürk'ün o sözünü burada yeniden hatırlayalım: 'Yurtta sulh, cihanda sulh' diyoruz.
Kıymetli gençler, size de ayrıca seslenmek istiyorum. Çünkü hafıza, yaşlıların yükü değildir; hafıza, gençlerin emanetidir. Unutmayalım; asıl sürgün, insanın kendi hafızasına yabancı düşmesidir. Eğer bugün hâlâ bir araya gelebiliyor, aynı tarihin etrafında aynı kalp ritmiyle durabiliyorsak, şunu bilmeliyiz: Bu yenilgi tamamlanmamıştır. Bizi dağıttılar ama birbirimizi hatırlama imkânımızı yok edemediler. Dilimizi zayıflattılar ama hafızamızı susturamadılar. Deniz bizden çok şey aldı ama birbirimize dönme ihtimalini elimizden alamadı. Dağıldık ama kaybolmadık; susturulduk ama unutmadık. Son sözüm şudur: 21 Mayıs'ı yalnızca atalarımızın kara günü olarak değil, torunlarının hafızayı ayakta tuttuğu gün olarak da yaşayalım. Söylediğimiz her söz, Karadeniz'in sularında adı kalmayanlara bir Fatiha'dır, Kafkas dağlarında izi kalanlara bir selamdır, sürgün yollarında yitip gidenlere bir vefadır. 21 Mayıs 1864 Büyük Çerkes Sürgünü ve Soykırımı'nda hayatını kaybeden bütün atalarımızı rahmetle ve derin bir saygıyla anıyoruz. Kalanların hafızasını, geleceğini ve onurunu koruyacağımıza söz veriyoruz. Unutmadık, unutturmayacağız. Ruhları şad olsun, hatıraları aziz olsun. Teşekkür ediyorum."
GENİŞ KATILIM
Aksaz sahilindeki bu derin ve anlamlı anma programına; Biga Belediye Başkanı Alper Şen, Biga Kent Konseyi Başkanı Ergün Erkap, Bigalı Mehmet Çavuş Derneği Başkanı Necdet Özer, Biga Kafkas Kültür Derneği Başkanı Ömer Kurtul, dernek yönetim kurulu üyeleri ve çok sayıda Çerkes vatandaş katılarak ortak acıyı paylaştı.
(Haber: Ahmet Tunç)


























