Çemberimde gül oya…

Eğitim sistemi kuşları yüzmeye, balıkları da uçmaya zorluyor. Bu özelde de, devlet kurumlarında da böyle.

Siz de farkında mısınız? Biga'da her şey değişiyor. Her şey gelişiyor güya. Zamana ayak uydurmak adına içi boş etkinlikler düzenleniyor. Ama bizim şehrimizin sanat damarları tıkalı ve buna kimse müdahale etmiyor.

Bir türlü sanatın herhangi bir dalının meslek olarak seçilebilirliğini, saygınlığını ve evrenselliğini  normalleştirilmiyor yetkililer ve dolayısıyla aileler.

Matematik, Türkçe ya da benzeri dersler için her okulda bir ilan, her evde bir telaş, her kurumda ücretsiz düzenlenen kurslar varken; müziğe, tiyatroya, resime teşvik eden hiç bir kurum ya da okul yok. Okul diyorum çünkü sanatın herhangi bir dalı haftada bir gün gidilecek bir kursla edinilebilecek ya da ögrenilebilecek kadar sığ değil.

Eğitim sistemi kuşları yüzmeye, balıkları da uçmaya zorluyor. Bu özelde de, devlet kurumlarında da böyle. ‘Eğitim önemli ama çocuğunuz mutlaka bir enstrüman çalmalı’ diye naralar atan eğitimciler ya da yetkililer bunun için profesyonel destek vermiyorlar. Çünkü çocuk tam mühendis olacakken ya şarkıcı olursa!

Mesela yaz başından beri her hafta sonu bir düğüne katılıyorum. Çıkıyorum oynuyorum. Bazense kenardan insanlara bakıyorum. Ritmi herkes çok güzel yakalıyor, 9-8'lik şarkılarda 4/4'luk oynuyor herkes. İçimizde var yani müzik sevgisi, coşkusu.

Yakınımdaki insanlarda ya da gittiğimiz basın toplantılarında görüyorum. Oskarlık oyuncular var aralarında. Tiyatro yatkınlığı da tamam.

Bir ara etkinliklerin sayısı fazlaydı şehrimizde. Ulaşamadığımız tiyatroları, videolarını defalarca izlediğimiz ve hayran olduğumuz sanatçıları, kitaplarının serilerini okuduğumuz yazarları sokaklarımızda ya da sahnelerimizde ücretsiz izleyebiliyorduk, dinleyebiliyorduk ama sonradan bunlar büyük maliyetler ve zararlara sebep olduğuna karar verilerek daha kalıcı sanat eserlerine yatırım yapmaya karar verdiler, bizi nesiller boyu aydınlatsın diye. Fakat o sanat eserlerinin de ağzı var dili yok.

Aslında Biga olarak şanslıyız. Doğuştan sanatçı olan, kanunu bırakıp keman çalabilen, sonra klarnetle devam eden, ihtiyaç varsa davula da destek veren Allah vergisi bir yeteneğe sahip roman hemşehrilerimiz var. Hemen yanı başımızdalar. Uluslararası ve ülke içinde ödüllü Biga'da doğmuş büyümüş ama burada eğitim alabileceği bir merkez olmadığından dışarıya gitmek zorunda kalmış, bizim de başarılarını duyunca gurur duyduğumuz, haber yaptığımız roman hemşehrilerimiz var. Bir eğlencemiz, cemiyetimiz olduğunda olmazsa olmazlarımız, ‘Adamlar ne çalıyor be’ diye iç geçirdiğimiz, yeteneğine özendiğimiz roman hemsehrilerimiz, arkadaşlarımız, dostlarımız var.

******

Yani çok saygıdeğer yetkililer, yıllardır söylenen bir gerçeklik var. Kulak vermeyi düşünmez misiniz?

Biga'da bir ya da birkaç sanat okulu olması lazım.

Sanatı bir meslek gibi, bir değer gibi benimsetmek lazım. Gururlandığımız hukukçularımız gibi, ekonomistlerimiz gibi, fabrikatörlerimiz gibi sanatçılarımızın da sayısının artması lazım ki şehrin vizyonuna vizyon katalım. Domatesle, kavunla, etle sütle ünlenemedik… Belki bir kaç matematiği kötü olsa da, fizik yapamasa da, çok iyi kulağı olan müzisyenlerimiz, kalemi kuvvetli yazarlarımız, fırçası keskin ressamlarımız ve sahnenin tozunu attıran tiyatrocularımızla anılırız.

******

Gönüllerin şehri Biga'nın saygıdeğer yöneticileri…

Ne demiş Mevlânâ; ‘Bilmiyorsan gönül sazını çalmasını, ne teli incit ne burguyu kır.’

******

Yani aslında diyorum ki, çocuklarımızı anlayamazken;

Niye biz hala Atatürk Kültür Merkezi’nde Abdülhamid'i anlamaya çalıştırılıyoruz?

Niye kültürel alanda yapılan her iş gereksiz masrafmış gibi önümüze geliyor ve neden Biga'da araştırdığımda öğrendiğim kadarıyla…

Çemberimde gül oya

Eminem giymiş alları

Gelin geldi evimize

Gidiyor musun yarim,

Pınar baştan bulanır

Sinekçi'dir köyümüz

Şu Biga'nın düzüne…

Gibi çok eskiden yapılan eserlerden sonra yeni bir eser üretilmedi?