Meydana gelen her depremin ardından açıklamalarda bulunan deprem uzmanlarının ilk dikkat çektikleri bölge ve illerden birisi de Çanakkale. Çanakkale’de beklenen deprem vatandaşı endişeye sevk ederken; deprem riskiyle yaşayan bir kent olarak Kent ve Kentli Hakkını Savunanların Derneği Başkanı Saim Yavuz’la “Deprem Gerçeğini”, Çanakkale üzerinden konuştuk.

-Gölcük depreminde olduğu gibi, hükümet elindeki bütün imkânları kullanırken, sivil toplum kuruluşları ve gönüllüler de deprem bölgesine koştular. Bir sivil toplum kuruluşu olarak ne söyleyebilirsiniz?

Duyguları olan varlıklarız her canlı gibi. Hoca Nasreddin fıkralarına hep birlikte güleriz. Bir aşk hikâyesi sadece bizi değil dünya insanını ağlatır ya da sevindirir. Romanların kahramanı hepimizin kahramanıdır. Ve artık hepimizin bilincinde az ya da çok “dünya insanı” olduğumuza dair emareler vardır. Bugün, deprem bölgesinde bu dünya insanlığımız bir adım daha attı. Birbirlerini tanımayan, dilini, dinini bilmeyen binlerce insan “insanlık” için oradaydı. Orada olamayan dünya insanları da ellerindeki telefonla, televizyonlarla deprem bölgesindeymiş gibiydiler. Gönderdikleri, araç, gereç, malzeme, yiyecek, içecekler ve dayanışma duygularıyla oradaydılar. Sorunun ya da sonucun ortadan kaldırılması için oraya koştu sivil toplum da. Biz de bir sivil toplum kuruluşu olarak, siyasetin parçası olmadan yurttaşlık bilinç ve sorumluluğuyla, farklı düşünen, farklı konularda çalışan sivil toplum kuruluşlarıyla orada hep birlikte olduk. Uzman ve sorumlu kurumlarla yan yana çalışıldı orda. Niye? İnsanı yaşatmak insanı korumak için, insanı paylaşmak içindi orada olmak.

“ÖNCELİKLİ OLAN: HAZIRLIKLI OLMAKTIR”

“Deprem ülkesi” olduğumuzu biliyoruz ve bu felaketleri de sık sık yaşıyoruz. İnsanı yaşatmak, deprem tehlikesinden korumak, felaketlerle ilgili önlemleri önceden almakla ilgili de değil mi?

İlgili tabi, hatta öncelikle olması gereken o; “hazırlıklı olmak”, ama bunu bir türlü gerektiği gibi ve yeterli düzeyde başaramıyoruz. Yaşam hakkı, barınma hakkı her bireyin en temel hakkı. Bu bir başarısızlık mıdır kuşkuluyum. Kuşkuluyum çünkü “etrafımız düşmanlarla çevrili” diye düşünüyor ya da öyle biliyoruz ve bununla ilgili milyarlarca para harcayıp savaş için ordu besliyor, silahlar, silahlar alıyoruz. Yani hazırlıklı oluyoruz savaşa. Peki, en az savaş gerçeği kadar, ama ondan daha da gerçek olan depremle ilgili, neden hazırlıklı olmuyoruz, olamıyoruz? Bilim insanları “deprem gerçek”, “deprem geliyor” diye bağırıyor. “Hazırlıklı olalım” diye sesleniyor. Seslenmekle kalmıyor, nasıl hazırlanacağımıza ilişkin de öneriler sunuyor, bilgi sunuyor.

“ŞUNU ANLAMALIYIZ ARTIK; DEPREM GERÇEK..”

Şunu anlamalıyız artık: “deprem gerçek”.Toplum olarak bu gerçeğe ilişkin yapılması gerekenleri ki, bunları biliyoruz; gündemin en başına alıp bu gerçeğe uygun çok yönlü, bütünlüklü bir plân veya plânları hayata geçirmek için çalışmalıyız. Deprem anı ve sonrasında gösterdiğimiz yüksek gayreti,  birlikte çalışmayı, deprem öncesi, depreme hazırlıklı olma sürecinde de gösterebilmeliyiz.

Depremle ilgili plânlarımız var, ama yine de bir plânsızlıktan, hazırlıksızlıktan söz ediliyor. Koordinasyon sorunları yaşanıyor. Elazığ depremi aynı bölgede daha üç sene önce yaşandı. Deprem sonrasında bugünden farklı şeyler yaşanmadı. Yine yüksek bir dayanışma ve koşuşturma, yine dilekler ve eleştiriler, yapılanlar yapılanmayanlar tartışıldı, niyetler söylendi?

Geçen hafta Aynalı Pazar’da kısa adı İRAP olan “Çanakkale İl Afet Risk Azaltma Plânı”nı okuduk. Çok değerli bir plân hazırlanmış. Kentimizin depreme hazırlıklı olması için kapsamlı ve çok önemli bir çalışma. 1999 Gölcük depreminden bugüne, deprem konusunda gerek yönetsel gerekse toplumsal olarak ilerleme sağladığımız çok açık, ama elimizdeki plânları hayata geçirme konusunda sıkıntımız olduğunu bu depremde de gördük. Hayat plânladığımız gibi gitmeyebilir kuşkusuz, hele hele toplumsal yaşamda bu daha da sık karşımıza çıkabilir, ama yine de karşımıza çıkan sıkıntı plânlamalarımızdan tamamen farklı içerikte ve boyutta olamaz, olmaması, hazırlıksız yakalanmamamız lâzım.

“ÇOK KIYMETLİ BİR PLAN HAZIRLANMIŞ”

Evet, eksiklerimiz mi var, o zaman eksiklerimiz nerede ve bunları tamamlamak çok mu zor? Yok, zor değil. Eksik olacak her zaman. Önemli olan eksiklerimizi sürekli giderebilecek bir çalışma usulümüzün olması gerek bence. Bakınız AFAD tarafından, Afet Riskinin azaltılması ve kentlerimizin dayanıklılığının sağlanması için “İl Afet Risk Azaltma Plânı Hazırlama Kılavuzu” hazırlanmış ve bu kılavuza bağlı kalarak il plânlarının hazırlanması yasal zorunluluk haline getirilmiş.

“PLAN KENTLE PAYLAŞILMALI.. TOPLUM BİLGİ SAHİBİ OLDUKÇA SORUNLAR AZALIR”

Çanakkale de 2021’de hazırlamış bu plânı. Bu plân, hazırlama sürecinde paydaşları; Kamu Kurumları, Yerel Yönetimler, Üniversiteler, Özel Sektör ve STK’lar olarak belirlenmiş. Hazırlanmış olan bu plânın kentle paylaşılmasının önemli olduğunu düşünüyorum, çünkü toplum ne kadar bilgi sahibi olursa o kadar sorunlar azalır. Paydaşlık, paylaşmayı içerir. Plân varsa, plân içeriğinin başta belediye olmak üzere kentle paylaşılması ve hatta bu plân içeriklerinin okullarda ve üniversitede yaygınlaştırılması, hedefleriyle ilgili eylem plânlarına kentin dahil olması için çalışmaların yapılmasını önemli görüyorum.

Ormanlık Alanlara Girişler Yasaklandı.. Ormanlık Alanlara Girişler Yasaklandı..

“RİSKLERİ EN AZA İNDİRMEK ADINA..”

Birçok defa gördük ki, afetlerle tek başına başa çıkmak mümkün değil. Bunun farkında olan AFAD, “İl Afet Riski Azaltma Plânı” hükümleriyle ilgili şunları söylemiş: “Afetlerin olası etkilerini dikkate alarak, bu etkileri en aza indirmek adına afetler olmadan hayata geçirilmesi gerekenleri süreç dahilinde tarifleyen, sorumluları ve sorumlulukları tanımlayan sürdürülebilir bir plândır.  Bu plân herhangi bir kurum ve kuruluşun değil ildeki tüm kurum ve kuruluşların işbirliği ile oluşturulan ve uygulanması gereken bir plândır.”

“ÇANAKKALE’NİN RİSK AZALTMA PLANI KÜRESEL YAKLAŞIMLA HAZIRLANMIŞ”

Söylediklerinizden çok kapsamlı ve çok önemli bir plân olduğu gözüküyor İl Afet Risk Azaltma Plânı’nın.

Evet. AFAD kapsamlı ve çok bütünlüklü bir kılavuz hazırlamış il afet plânlarının yapılması için. Küresel bir yaklaşımla Paris Anlaşması, 2030 sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesi(2015-2030) gibi metinlerle de uyum içersinde hazırlanmış bir Kılavuz. Bunun için Çanakkale’nin İRAP’ı çok kıymetli, bu kadar kıymetli bir çalışmayı toplumun en küçük hücrelerine kadar indirebilmeyi başarabilmeliyiz.

“TOPLUMA YAYMAK ZORUNDAYIZ”

İRAP ilkelerinden biri de,“Doğal veya teknoloji kaynaklı tüm afet tehlikeleri belirlenmeli, konu edinilmeli ve toplumda farkındalığı artırmak/canlı tutmak adına zaman zaman farklı kanallarla paylaşabilmeli.” olarak belirlenmiş. Yine kılavuzda, “Afetler olmadan önce alınabilecek tüm tedbirlerin katılımcı bir yaklaşımla belirlenerek uygulanmaya konulması, toplumun afetlere olan direncinin artırılması, temel bakış açısı olmalıdır” diyen bir hatırlatma var. Bu ilke ve bakış açılarımızı kent düzeyinde toplumsallaştırarak geliştirilmesine de ihtiyacımız var. Plânlarımızı toplumla paylaşarak yapabilmek, uygulama süreçlerinde de yine toplumu sürece katabilmek plânların hayata geçirilmesindeki başarının en önemli faktörü olacaktır. Olduğu yerde değişmeden kalan plân, plân değildir. Bunun içindir ki, plâna bakıldığında İRAP’ın 6 aylık ve 12 aylık dönemlerle izleme ve değerlendirme süreçlerine de önemle vurgu yapıldığını görüyoruz.

“PLANLAR RAFLARDA, ÇEKMECELERDE TOZLANMASIN.. ELBİRLİĞİYLE ÇALIŞALIM”

Geçen hafta gazetemizde yayınladığımız Çanakkale İl Afet Risk Azaltma Planı’yla ilgili haberimiz çok ilgi gördü kentimizde. Plânının uygulanabilmesi için de önemli bir gösterge aslında bu. Toplum artık depremlerle başa çıkabilmeyi istiyor ve bu plân da bunun için çok değerli bir yol gösterici, kolaylaştırıcı oluyor değil mi?

Katılıyorum. Kurumlarımızdan dileğimiz odur: hazırlanmış plân, yönetmelik, kanunlara uygun çalışmalara, onları hazırlamak kadar, hayata geçirmek konusunda da elbirliğiyle çalışalım. Plânlar çekmecelerde, raflarda tozlanmasın. Emeklerimiz, kaynaklarımız ve zamanımız heba olmasın. 2020-2025 dönemine ait Çanakkale İl Afet Risk Azaltma Plânı’nda“Afetlerde Can Kaybını ve Ekonomik Kaybı Azaltmak” ile “Afetlere Karşı Güvenli ve Dirençli Bir Şehir Oluşturmak” başlığıyla belirlenmiş 2 Amaç ve bu amaçlara bağlı olan 68 Eylem var.

“GERÇEKLEŞTİRİLMEYEN, UYGULANMAYAN PLANIN BİR KIYMETİ OLMUYOR”

Bu bağlamda bir örnek vermek istiyorum: 2010-2023 yıllarını kapsayan ve Kentlerimizin dayanıklılığını ve gelişmesini amaçlayan Kısa adı KENTGES -“Bütünleşik Kentsel Gelişme Stratejisi ve Eylem Plânı” olan bir plân var ki, içinde Kent Konseylerini ilgilendiren“Kent Konseyleri güçlendirilecektir” başlıklı bir hedef de var. Bu hedefin gerçekleştirilmesinde sorumlu kuruluş olarak İçişleri Bakanlığı ve gerçekleştirilme dönemi de 2010-2014 olarak gösteriliyor plânda. Aradan 9 yıl geçti, plân döneminin sonuna geldik, hâlâ bir şey yapılmadı. Gerçekleştirilmeyen, uygulanmayan plânın bir kıymeti olmuyor ne yazık ki. Beklentimiz odur ki, hayati değerdeki Çanakkale İRAP’taki 68 eylemin hayata geçirilebilmesini hep birlikte başaralım ve şairin dediği gibi “Ölüm hep bana, bana mı düşer usta” olmasın artık.

(Kaynak: Aynalı Pazar Gazetesi)

Editör: Ahmet Tunç