Hamdi Gençoğlu deyince aklınıza sağlık ocağı, anaokulu ya da Gençoğlu İnşaat'ın yaptığı evler geliyor değil mi?

Benim de öyleydi. Biga’nın önde gelen müteahhitlerinden birisi diye düşünürken geçmişini dinleyince çok şaşırdığım bir röportaj oldu yine.

Hamdi Gençoğlu çok sıkıntılı dönemler de yaşamış ama 7 yaşında kendi ticaretine başlamış, geleceğini iyi bir eğitimle sanat okulunda kendi elleri ve emekleri ile geliştirmiş ve önü açık bir sektöre de girişim yaparak gelecek neslinin de hayatını garanti altına almış.

3 çocuğu olmuş. Kızı ne mutlu ki tabelasında babasının adının yazdığı bir kreşte müdüre. Oğulları ise inşaat sektöründe babalarının emeklerine sahip çıkarak büyümeye devam ediyorlar.

Ben çok memnun oldum Hamdi Gençoğlu ile yakından sohbet etme fırsatı elde ettiğime ve sadece bizler değil, sağlık ocağı ve kreş olduğu sürece Hamdi Gençoğlu ismini her nesil bilecek. Ve kimdir Hamdi Gençoğlu dediklerinde belki bu röportajı okuyacaklar.

Ve evet işte birçoğumuzun müteahhit diye bildiği demir ustası Hamdi Gençoğlu…

Kaç yılında, nerede doğdunuz?

1936 yılında Katırtepe (Şirinköy)’de doğdum.

Çocukluğunuz nasıldı?

Babam köyde kağnı arabaları imal ederdi. 7 yaşında beygir sırtında Biga’ya yumurta satmaya gelirdim. 10 yaşında arabaları Karabiga’ya götürüp satmaya çalışırdım.

5b690c31-4f04-4147-84b4-704934bc72cb

Biga nasıldı o zamanlar?

Örneğin Biga’da lokantada ekmeğini sen getirirsen çorba daha ucuzdu. O yüzden ekmeğimi hep evden getirirdim. Çünkü kasaba ekmeği (beyaz ekmek) fevkalede lükstü. Beyaz ekmeği bizim mısır ekmeğine katık yaparak yerdik. Kimsede para yoktu.

Hiç zengin olan yok muydu yani?

Biga’nın beylerinde vardı para. Muhittin Bey (Gürgün), Okyaylar, Tevfik ağalar (Başarı), Erdoğan Bey (Kargı), Hüseyin Onan, Hamdi Engin hatırladıklarım bunlar. Bir de çiftlik ağaları vardı. 1945 yada 1946 yılları ülkede çok kıtlık oldu. Herksin evinde bir iki tavuk, köy meydanındaki çeşmeden doldurduğumuz su ve dağdan kestiğimiz odun dışında bir şey kalmamıştı. Ambarı dolu olanlar olmayanlara yardımcı oldular. Doktor ve eczane bir taneydi ama ne doktora verilecek ne de ilaca verilecek para vardı. Hastalar yattığı yerden bağıra bağıra ölürlerdi. Öyle kalp krizi, kanser, öyle teşhisler hiç duymadık. İnce hastalık denirdi.

Hep köyde mi yaşadınız?

1958 yılında Biga’ya taşındık.

Hep inşaat işi mi yaptınız?

Yok benim mesleğim demir doğrama. Pratik sanat okulunun ilk mezunlarındanım. Okulda çok şey öğrendim. Biga’da sıcak ve soğuk demir doğrama üstüne bir dükkan açtım. O zamanlar ne kaynak makinesi vardı ne de kesim makinesi. El testeresi ile kesip demir doğrama yapıyorduk. Sonra Bursa’dan kaynak makinesi aldım. Ben bir punta kaynak yapıyordum, elektrikler kesiliyordu. Sanırım 70’lere doğru Biga’da elektrik sorunu çözüldü. Biga’ya ilk elektrik geldiğinde elektrik direklerinin malzemelerini ben yapmıştım. Biga’nın birçok köyüne römork, pulluk ve tırmık gibi zirai aletler yaptım. Sonra Karayollarına köprü korkulukları yapmaya başladım. 1978’de Mustafa Sokullu ile ortak Tepeköy (Aziziye) altına 1000 metrekare bir römork ve zirai aletler fabrikası kurduk. Fakat 1980 yılında kapatmak zorunda kaldık. Ülkede elektrot, saç levha yoktu. 5-10 kadar römork ürettik, sonra fabrikayı kapattık.

Ticaret nasıldı o zamanlar?

Çok zor yıllardı ama söz senetti. Herkes birbirine boç alır ve borç verirdi. Sanayi sitesi kurulmadan önce çarşıdan ada mahallesine doğru ara sokaklar, çay boyu, hep sanayi gibiydi. Tornacılar, kaynakçılar, kaportacılar sokaklarda iş yapıyordu. Müthiş bir yardımlaşma, sevgi ve saygı vardı. Örneğin esnaflar kendi aralarında Münir’in fırında (şimdiki Yurtiçi Kargo'nun yanındaki fırın) güveç tepsi, et yemekleri, kuzu haşlama, balık ızgara yaparlardı çıraklar, kalfalar ve ustalar hep birlikte yerdik. Neşemiz boldu. Şimdi ne yazıkki böyle şeyler artık yok.

f2660dcb-8e9a-4ce1-a4e8-7514ddbc4707

Ulaşım nasıldı peki?

Köye yayan gelir giderdik. Çoğu zaman hiç araç denk gelmeden gideceğim yere varırdım zaten. 10-15 kadar kamyon bir o kadar da otobüs ve çiftlik ağalarında traktör vardı. İlk otobüsler tahtadan yapılma ve kamyondan bozma otobüslerdi. Otobüslerin içinde soba yanardı. İstanbul’a giderken şarkılar söyleyerek gidilirdi. Biga’nın ilk otobüs şöförlerinden Hamdi Koşak benim dünürcü başımdı.

Adalet nasıldı?

Suçlular jandarma nezaretinde elleri kelepçeli şekilde karakola, savcıya ya da cezaevine yayan götürülürdü. Halk da suçluyu görür ve arkasından yuhalardı. Kasap dükkanında sucuklar gece dışarıda asılı durur ama kimse almazdı. Şimdilierde bunlar da kalmadı.

Ticaret size ne öğretti?

Öncelikle dürüstlük ve çalışmak. Tecrübe zaman ve para ile satın alınır. Tanıdığım bir çok iş adamı ahirete göçtü. Ben bu yaşa kadar yaşadım.

İnşaat işi nasıl ne zaman başladı?

Kaşıkçıoba Köyü'nden Mehmet Tenekeci ile ortaklık yapıp müteahhitlik sektörüne atıldım. Birçok köy okulu ve orman köprüleri yaptıktan sonra 1987 yılında şimdiki kat karşılığı denilen işlere başladım.

Siz istediniz mi çocuklarınız bu işi yapsın diye?

Ben kimseye 1 gün bile hizmet etmedim. Kendim için kendim çalıştım. Onlar da kendi işlerini yapsınlar istedim. Oğullarım Gürol ve  Şenol ticareti iyi öğrendi. Şu anda onlar gayet profesiyonel şekilde işlerinin başındalar.

Çocuk Koruma Kurulu toplandı Çocuk Koruma Kurulu toplandı

Adınıza sağlık ocağı ve anaokulu var. Nasıl oldu onu yapmanız?

Yıllarca Milli Eğitim'de okul binaları yaptım. Hep içimde bir okul yapıp devlete bağışlama fikri vardı. Saolsun İsmail Işık belediye başkanlığı döneminde yer tahsis etti. Hem okul hem de sağlık ocağı yaptık ve ilgili kurumlara bağışladık. Kendisine de buradan çok teşekkür ederim.

(Röportaj: Çiğdem Özden Demiray)

Editör: Ahmet Tunç