POLİTİKA

Mehmet Özkan, seçimden sonra ilk kez konuştu…

28 Mart 2004 yerel seçimlerinde göreve gelen ve 10 yıl boyunca belediye başkanlığı yapan Mehmet Özkan, Medya Lokum’a konuştu. Seçimden sonra ilk kez röportaj veren Özkan, özel hayatından siyasete önemli açıklamalar yaptı.

(Çiğdem Özden Demiray'ın Medya Lokum gazetesinde 14 Ekim 2022 tarihinde yayınlanan röportajıdır)

Biga’da efsane başkan Şükrü Kemerli’nin ardından seçimi kazanarak 2 dönem belediye başkanlığı yapan Mehmet Özkan, seçimi kaybettikten sonra ilk kez bir gazeteye konuştu. Medya Lokum’un ‘Tarihi rezalet’ başlığından eleştirmeye başlayan Özkan, siyasetten özel hayatına, mevcut belediye yönetiminden seçimden sonra aldığı eleştirilere kadar Medya Lokum Yazıişleri Müdürü Çiğdem Özden Demiray’ın sorularını yanıtladı.

İŞTE O RÖPORTAJ:

“TARİHİ REZALET DİYE TANIMLANMAMALI”

Nereden başlayalım istersiniz? Benim sorularım var elbette, ama girişi siz yapın istiyorum.

Bu haftaki manşetiniz mesela. ‘Tarihi rezalet’ şeklinde bir başlık atmışsınız. Bu kadar ağır bir ithamı gerektirecek bir durum ortada yok bence. Her belediyede yaşanan olaylar bunlar. 5393 sayılı yasa belediye başkanına yetkiler vermiş. Belediye başkanının yetkilerini kullanmaya çalışmış olması rezalet diye tanımlanmamalı. Ama bu tarz yetkilerin kullanımına çok alışık olunmadığı için böyle algılanabilir. Ben sizin gibi değerlendirmedim. Doğal olarak orada sinirler gerilebilir. Bu maksatlı ya da kendiliğinden gelişmiş olabilir. Burada önemli olan o krizi yönetme başarısı ve kabiliyeti. Belki belediye başkanı bu konuda daha suhuletle yönetme tarzını benimseyebilirdi, ki fıtratı aslında buna uygundur. Ama hangi anlamda sinir uçlarına dokunuldu, dokunulmadı… Böyle bir tepki verdi… Atmosferi bilmiyoruz. Verilen tepki yasal olarak uygun mu, ona bakmamız lazım. Her iki tarafın yaklaşımı yöntem açısından eleştirilebilir. Birbirlerine küfürleşmeler, ağır hakaretler olsa idi etik açıdan ben de doğru bulmazdım. Ancak doğal olarak gerilim ortamında karşılıklı etkileşimin tetiklediği bir atmosferde gerek meclis üyesi gerek belediye başkanının tepkisel tutumları olabilir.

“BENİM TERCİHİM ÖNCELİK SIRASINDA SONA BIRAKMAK OLURDU”

Birkaç ay önce yine mecliste buna benzer bir tartışma konusu olmuştu, fakat konu aydınlatma direkleriydi. O konuda bir bilginiz var mı?

Ben o konuyu ilgili arkadaşlara sordum ve nedenini öğrendim. Şehirde görselliği açısından da doğrusu beğendim.

Sizin tercihiniz ne olurdu?

Benim tercihim öncelik sırasında sona bırakmak olurdu. Ve bu konuda fikrime şöyle bir karşılık aldım. Bir meclis üyesi arkadaşımdan; ‘buranın asfaltlama işini belediyeye yük olmaksızın Ulaştırma Bakanlığı’nın katkılarıyla çözüme kavuşturma sözü aldık. Bu imkanı kaybetmemek için kendi yapacaklarımızı önceledik. Dolayısıyla bizim asfaltlama öncesinde orada bundan sonra yapılacak olan kazı çalışmalarıyla oluşacak bütünlüğü bozmayacak işlemleri önden yapmamız gerekti. Bu yüzden önce elektrik hatları döşendi ve alt yapı çalışmaları planlandı. Tretuvar işleri tamamlanıp asfalt döşendiğinde uzun yıllar o cadde Biga’nın en gözde caddesi olacak’ yanıtını aldım. Eğer süreç böyle işlerse tahmin ediyorum herkes yapılan işi takdir edecektir.

Ama bu böyle ifade edilmedi?

O zaman usul ve yöntem tarzında sıkıntılar olabilir. Ama kıyameti koparacak bir şey görmüyorum.

“YUMAKLAŞMIŞ BİR SORUN GÖRMÜYORUM”

O zaman sondan başa gelelim. Bugün Biga’nın yerel yönetimlerini nasıl görüyorsunuz?

Yerel yöntemlerin faaliyetlerini konuşurken bundan kısa süre önceyi göze almak gerekir. Bu ülkede büyük bir pandemi dönemi yaşandı. Kısıtlayıcı, erteleyici, öteleyici ve her bir kurumun hizmet ve programlarını icra etmeyi engelleyici bir süreç. Bu sürecin ardından ortaya konmuş olan performans doğru değerlendirilmeli. Ben Biga'da baktığımda olağanüstü bir sorun olduğunu görmüyorum. Ama kısmen hizmet öncelik sıralamasında kısmi bir problem olabilir diye tespit yapabiliriz. Her gün toplumun psikolojik yapısını olumsuz manada etkileyecek sorunların konuşulacağı şekilde yumaklaşmış bir ortam görmüyorum. Mesela bulunduğum bazı ortamlarda bugünkü yerel yönetimlerin yeterli hizmet üretimi içerisinde olmadıkları şeklindeki eleştiriye, ‘Arkadaşlar şehrin dört bir yanında insanların sosyal yaşamını kolaylaştırıcı yeni yeni projelerin hayata geçtiğini görüyorum ve bütün bunlara rağmen bir şey yapılmıyor gibi eleştiriyi doğru bulamam, kusura bakmayın’ diyorum. Mesela iki dönem önce projelendirilen yarı olimpik yüzme havuzu geçen dönem uygulamadan kaldırılmış ve Biga'da modern yaşam için çok önemli bir unsur olan bu faaliyet bugünkü yönetim tarafından başka bir usulle ve belediye bütçesine yük getirmeden çözüme kavuşturulmuş ve toplumun hizmetine sunulmuştur. Herkesin, gençliğin sorunları, beklentileri, Z kuşağının yönelişleri ve talepleri üzerinden politika ürettiği bir dönemde Biga'da kurulmuş ve son derece aktif halde kullanılan bir gençlik merkezi üretilmiştir. Benim alkışladığım bir uygulamadır. Bundan yaklaşık 10 yıl önce önemli bir kısmı istimlak yöntemiyle belediyeye kazandırmaya başlanan ve fikri proje olarak ortaya konulan Adapark ve o günün koşullarında bir park olarak düzenlenen ama bugün yeniden revize edilerek fonksiyonel hale getirilen Şehit Üsteğmen Korhan Kuruçay Parkı, devlet hastanesinin önünde bizden önceki dönemlerde yapılmış ağaçlandırmanın park şeklinde insanların hizmetine dönüştürülmesi ve isminin Şükrü Kemerli Parkı yapılması toplumun sosyal yaşamına destek veren çalışmalardandır. Bunun yanı sıra eğitim faaliyetlerinde okul öncesi eğitimindeki çalışmalar, bizden sonraki dönemin geliştirdiği, bu dönemin de çoğaltarak devam etmesi, zannediyorum vatandaşları memnun etmiştir. Kültürel ve sosyal faaliyet konusunda ise bizim fazla oluyor şeklinde düşündüğümüz noktalar var.

Fazla olan nedir?

10 gün boyunca yapılan 100’üncü yıl kurtuluş etkinlikleri toplumun onbinlercesinin ilgisine ve memnuniyetine mazhar olmuştur. Ama benim baktığım noktadan bu kadarına gerek var mıydı dediğim oluyor.

“YÖNETİM BİÇİMİYLE ALAKALI SORUNLAR…”

Neresinden bakarak değerlendireceğiz? Siz nasıl eleştiriler getiriyorsunuz?

Sosyal belediyecilik, kısıtlı hayat imkanlarına sahip insanların beklentilerine uygun anlamda üretilmiş olan faaliyetlerdir ve bu alanda eleştiri gereği duymuyorum. Kültürel faaliyetler konusunda bir eksiklik söz konusu değil. Toplumun ticari ve ekonomik gelişimine dair belediyenin negatif bir etkisi olduğunu düşünmüyorum. Fiziki ve imar faaliyetleri alanında ağır gidiyor, şeklinde eleştiriler duyuyorum. Bir de yönetim biçimiyle alakalı sorunlar üzerinden polemikler ve tartışmalar yürüdüğünü görüyorum. Herhangi bir uygulama için belediyenin geleceğine dair ciddi bir negatif etki oluşturmuştur gibi kamuoyundan ciddi bir eleştiri duymuyorum. Benim de o yönde bir değerlendirmem söz konusu değil.

“BİZİM DÜŞTÜĞÜMÜZ HATAYA DÜŞERSİNİZ”

Yönetim biçimiyle alakalı sorunlar ya da tartışmalar sizce nelerdir?

Her iki parti de ittifaklarla seçime girdi. İttifak kanadıyla prensip olarak seçim atmosferinde hangi koşullar ortaya konmuştur ve hangi ilkeler üzerinden birliktelikler kurulmuştur ve hangi ilkeler ihlal edilerek zarara uğratılmıştır? Eleştirel yaklaşmayı prensip edinmiş insanlara şöyle bakmayı öneririm. İki ya da üç arkadaşın MHP kanadından ayrılmasıyla ve karşı tarafın oy potansiyeli lehine tavrını değiştirmesi söz konusu olmasaydı, bugün tartıştığımız konular tartışılacak mıydı? İlkesel bakmak bu işte. O noktadan bakarsanız bugün bunlar tartışılıyor olmayacaktı. Belediye bütçe yönetiminde her türlü borçlanmayı, kredi ilişkilerini yönetmeyi kolaylıkla yürütecekti. Planladığı ve taahhüt ettiği şeyleri bu yöntemle büyük ölçüde yapabilir olacaktı. Şimdi belediyenin elinin kolunun bağlandığı bir ortamda bir şey yapamıyorlar diye bahsedilmesi, bana çok uygun gelmiyor. Yani yola çıkılan kişiler ya da ittifaklardaki kararlar ve karşılıklı verilen sözler neydi ve nasıl yönetildi? Bu kısmını biz bilmiyoruz. Yakinen bu konuları takip etmiyorum. Sadece ortadan bakarak söylüyorum. Biga'da benim açımdan hizmet doğal olarak imkanlar dahilinde yürüyor. Her türlü etkinlik konser, fuar, konferans faaliyetleri, bir süredir devam eden yağlı güreş müsabakaları ve yeni alternatif etkinlikler yapıldığını görüyoruz. Bana sorulursa şehrin çeperlerinde yapılan çalışmalar çok kıymetlidir. Ancak merkezden çevreye olacak şekilde önce İnönü Caddesi, Çan Caddesi ve İstiklal Caddesi’ndeki acil çözülmesi gereken altyapı ve üstyapı sorunlarının çözümüyle işe başlanabilirdi. Böylece toplumda daha yaygın bir olumlu kanaatin oluşması sağlanabilirdi. Yine de ben Hamdibey Mahallesi’nin en ücra köşesindeki yol çalışmasını görüyorum, takdir ediyorum. Kalafat yolunda öncelenmiş çalışmaların devam ettiğini görüyorum. Şirintepe Mahallesi’nin iki kanadında yapılan çalışmaların da farkındayım ama şehir merkezini ihmal ederseniz bizim düştüğümüz hataya düşersiniz, diyorum kendilerine.

“SAMİMİ BİÇİMDE SÖYLEDİM”

Bunları Bülent Erdoğan'a söylediniz mi?

Samimi bir biçimde şöyle söyledim. ‘Üniversitenin bahçesine yaptığım Türkiye'nin en büyük kütüphanesini, yabancı diller yüksekokulu binasını, spor tesislerini, açmış olduğumuz uygulamalı bilimler yüksekokulunun bünyesinde oluşan fakülte ve bölümlerini kimse gördü mü? Ama Biga Belediyesi’nden kaynak aktardık. Biga esnafının alışmış olduğu dinamizmi sürdürmesi ve geliştirmesi için öğrenci sayısının 1700'den 6500'e kadar çıkarmış olduğumuz süreçten, 10.000 hedefine çıkarmak için yapmış olduğumuz bu çalışmalardan kimsenin haberi oldu mu sayın başkan?’ Bu şekilde söyledim. Arıtma tesisi Türkiye'de ilk 4 ilçeden ilk çalışma faaliyetine sokulan tesistir. Bu proje son derece yıldız bir projedir. Peki bu projeyi kimse gördü mü? Kimse fark ederek oyunu değiştirdi mi? Neden? Çünkü şehrin biraz dışında kaldı. Biga Terminali Türkiye'nin en gözde terminallerinden birisidir ama ‘Vay efendim ada mahallesine yapıldı’ diye tenkit edilen o büyük proje bile yeterince takdir görmedi. Neden? Merkezden çevreye doğru hizmetin yayılması esastır, siz de merkezden başlayın. İnsanlar sizin iş yaptığınızı görsün. Halka halka hizmetinizi geliştirin ve benim düştüğüm hataya düşmeyin diye verebileceğim en güzel tavsiyeyi verdim.

Başka yok mu yapılması ya da onarılması gereken yer ya da yerler?

İnönü Caddesi’nde Kurşunlu Camii ile Koyuncular Camii arasındaki alan var. Halk Bankası ile Adapark'ın giriş noktasına kadar o kısım var. Dubaalan istikametinde Şehitlik çevresindeki bölge var. Buraların alt yapı, üst yapı gibi çalışmalarını yaptıktan sonra Biga'da yapılacak eksik bulmakta zorlanırsınız.

Şu anda İnönü Caddesi yapılmaya başlandı. ‘Seçim sesleri yükseldi’ diye yorumluyor insanlar. Siz ne dersiniz?

Ben öyle düşünmüyorum. Seçime 1,5 yıl var. Ve bu süre çok kıymetli bir zaman. Son üç ay deseniz seçim hatırlatması diyebiliriz, ama şu anda bu doğru olmaz. Adil olmak gerekirse 3,5 yılın 1,5 yılını pandemi süreci ile silmeniz gerekiyor. Şu anki yönetimin madalyasından bahsedeceğim, kimsenin fark etmediği ya da fark edip öne çıkarmadığı. Avcılar köprüsü ile Hacımadan Köprüsü’nün arasında 22 dönüm yeri kamulaştırdı. Farz edelim ki muhalif kanattayım. Önce ‘Bunu Biga’ya armağan ettiğiniz için teşekkür ederim’ der sonra geçerim eleştirilerime. Mesela bugün AKM binasının varlığı kıymetlidir değil mi?  Ama oradaki asıl mesele öncesinde 11.500 metrekare alanın Biga Belediyesi’ne mülk olarak kazandırılmasıdır. Mesela şehir merkezindeki alışveriş merkezi, bizim yaptığımız bir çalışmadır ve esnafa zarar verdiğimiz üzerinden negatif propaganda yapılmıştır. Oysa hala bugün Biga’nın merkezinde modern ve şehre kimlik ve değer katan son derece anlamlı, aynı zamanda belediyenin müstakil tek mülkü olarak ayakta kalmıştır. Diğerleri kolaylıkla satılıyor. Ama öyle bir yöntemle inşa edilmiştir ki, 25 yıl boyunca mülkü üzerinde bir tasarrufta bulunamaz ve çok da iyi bir kira geliri vardır. Ve kira tahsil sorunu da yoktur. Diğer yerlerin kirası küçüktür ve su bedeli gibi alması çok güçtür. Tabi bu arada o eski itfaiye merkezi mülkünü bırakanı görmezden gelmemek gerekir. Bizden önce o mülkü belediyeye kim kazandırdıysa işte asıl takdirin bir kanadında o vardır. Allah bizi Kocabaş Çayı’nı ıslah etme gibi çok anlamlı bir projenin gerçekleştirilmesine vesile kıldı. Bugün yeni yaka diye tanımlanan imar alanının uygulamaya açılması, o ıslah projesinin taşkın tedbirine dayalı olarak açılmıştır. Adaparak yine o ıslah projesinin sonucu olarak faaliyete geçebilecek olan bir değer olarak kazandırılmıştır. Hacımadan ve Avcılar arasındaki mekanda, başarırlarsa ve hizmete sunmayı sonuçlandırırlarsa millet bahçesi olarak bu dönemi parlatacak bir proje olacaktır. Eski döneme dair eleştirel bir tespit yapacak olursak baştan sona yeni bir proje alanı belirleyip üzerinde müstakil bir proje üretilememiştir. Şüphesiz istimlak yöntemiyle edinilmiş mülkler vardır fakat daha çok Şehir Parkı gibi önlerinde hazır buldukları alanlarda çalışmalar yapmışlardır. Diğer yandan mesela katlı otopark bugünkü itfaiyenin arkasındaki 9900 metrekare şantiye alanı olarak kullanılan mülkün satılarak ortaya konan bir çalışmadır. Bana göre hem bu belediyenin kadim mülkünün satışı ile bu değerli alan hem de eski Kültür Sarayı’nın bulunduğu bölge heba edilmiştir.

Ne yapılabilirdi otopark yerine?

Üst katlarda 1+1; 2+1 kademeli bir yapı türü, zemin kat mülk sahiplerine ticari mekanlarının iade edildiği ve bugünküne benzer belediye için ticari mekanlar ve zemin altı otoparkı şeklinde bir proje uygulanabilirdi. Bugünkü koşullarda Biga Belediyesi’ne en az 50 milyon kazandıran bir projeye dönüştürülebilirdi. Nitekim önlerinde bizim dönemimizde hazırlanmış iki taslak proje vardı.

BİÇAY ELEŞTİRİSİ

9 yıl önce sizin döneminizde ihalesi yapılan Yerel Yönetim Birliği ile Çan Yenice ve Biga BİÇAY) olarak projesi yapılan katı atık tesisi projesi ne oldu?

Gece gündüz dağı bayırı yararak aylarca çalıştık o proje için. Hala sonuçlanmadı. Faaliyet devam ediyor. 9 yıl sonra hala sonuçlanmadı. Döneminde ‘Ortur ve Toki’ye çöpü aldılar ama geri getirecek’ diyenler çöpü Yeniçiftlik’e götürdüler ve hala oraya götürülmeye devam ediliyor.

“BU HAKLI BİR İTHAM DEĞİL”

Sizin döneminizde eleştirildiğiniz konulardan en çok üzüldüğünüz konu nedir?

Her şoförler odası başkan adayı ve belediye başkan adayı ‘Biga muayene istasyonunu kaçırdı, bu Biga’ya çok büyük bir zarar veriyor. Şöyle oluyor, böyle oluyor’ diye eleştiriler getiriyor. Bunun üzerine ben de düzgünce ifade ediyorum. Arkadaşlar bu haklı bir itham değil. 2004 yılında başkan oldum. 2003 yılında tamamlanmış bir ihalenin sonuçları üzerinden biz yargılanıyoruz. O günün koşullarında müdahale edilebilecek bir şey varsa da bu rahmetli Şükrü Kemerli’ye belki sorulabilirdi, ama bu belediye başkanlarıyla ilgili bir ihale değil. Ulaştırma Bakanlığı'nın genel merkezinde yapılmış olan bir ihale. Burada üç noktada, bu tesisi kuracak kişi nereyi kendine ekonomik görürse, nereyi ulaşılabilir gördüyse öyle karar verilmiştir. Bunda niçin bizi sorumlu tutarsınız. Yine diyorlar ki ‘biz Biga’ya getireceğiz’. Arkadaşlar getiremeyeceksiniz. Kimse sizin hatırınıza buraya yatırım yapmaz. Biz kapalı pazaryeri yaptık ve belli zamanlarda bu alana o tesisi getirerek sorunu çözdük. Ama onlar hala bu sorunun üzerinde tepinerek siyaset yapmaya devam ettiler. Yeniden ihale yapılacaksa ve buna yetişebilirsiniz belki ama bu defa da yer arayacaksınız dedim. Nitekim belediyenin öyle çevre yolunda arsaları falan yok. Bir de bu belediyenin meselesi değildi. Bunun gibi doğrudan belediyenin ilgi alanı olmayan meseleler üzerinden eleştirilmesi oldukça can sıkıcı olmuştur. Bir şeyleri değerlendirip eleştirirken rasyonaliteyi ihmal etmemek gerekir.

“ADALETİMİZDEN HOŞNUT İNSAN SAYISI KEŞKE DAHA FAZLA OLSAYDI”

Peki sizi üzen istekler oluyor muydu?

Karşıma gelen birçok insanın adalet istemek yerine iltimas isteyerek gelmesi mesela. Bizi tenkit edilmeye götüren şeylerden biri de budur zaten. İltimas isteğine cevap vermememiz. Adaletimizden hoşnut olan insan sayısı keşke daha fazla olsaydı, seçimin sonucu önemli değil ama daha mutlu olurduk. Kimseye ulûfe dağıtmadık. Bir takım insanların bazı sosyal ve toplumsal hizmetleri görme liyakatından dolayı tercih edilmesi gibi. Bunlar konusunda uğradığım tenkitleri haklı bulmadım.

“EN BÜYÜK SORUN İŞÇİ SAYISI”

Biga Belediyesi’nin en büyük ana sorunu nedir?

Personel rejimi sorunudur ve maalesef geçen dönemden kalan en kötü mirastır. Ve bundan sonra o mirası kimse ortadan kaldıramaz. Kimse kalkıp da 600 kişiyi, 300'e indiremez. Mecburen kendi çevresinde katlayarak devam edecek ve kaynak temininden ziyade Biga Belediyesi'nin asıl sorunu budur. Personel giderlerinin dizginlenemeyen yükselişi…

Daha fazla insanla daha fazla iş üretilmez mi?

Hayır asla. Ona kaynak üreteceğim derken diğer hizmetleri sürdürme imkanı bulmakta zorlanırsınız. Sınırlı imkanları önce burada tüketmeye, sonra da nasıl temin edeceğim diye sorun yaşanmasına neden olur.

Bugünkü koşullara baktığınızda, belediye ne kadar insanla yönetilir?

Bütçe ve nüfus dengesi gözetilerek kademeli bir artış tercih edilmeliydi. Özel bir şirket yönetiminde olduğu gibi gelir ve gider dengesi gözetilebilirdi. Aksi halde yeterince yatırım bütçesi oluşturma imkanı bulunması zorlaşır.

“İSTEDİĞİMİ SÖYLEYEBİLECEK NOKTADAYIM”

Tarafsız değerlendirmeler yapabiliyor musunuz? Yani şu anki belediye yönetimi ile aynı partide hizmet ettiniz ama geçen dönem ise belediye başka bir partinin yönetimindeydi?

Biga Belediye Başkanlığı seçim atmosferinde, Mehmet Özkan işe dahil edilmemiş, bu yönde tercihte bulunulmamıştır. Dolayısıyla taraflılık önyargısıyla eleştiri yapmıyorum. İstediğimi söyleyebilecek noktadayım. Ama doğru ve insaflı olmayı tercih ediyorum. Bu geçmiş dönemle ilgili de böyle. Neyi tüketip neyi ürettiğini rahatça söyleyebilirim.

“KENDİ PARTİLİLERİM BİLE…”

Belediye başkanlığını kaybettikten sonra herhangi birisi olmak nasıldı? Size neler hissettirdi?

Benim inandığım değerler sisteminde Müslüman bir birey kendine güvenilen insandır. Söz verdiği zaman sözünü tutar, kendisine bir emanet verildiğinde emanetin gereğini yapar. Ben evime geldim ve şu muhasebeyi yaptım. 10 yıl sonra evimde, ailemde ve çevremde 10 liralık bir artış olmamış. Ertesi gün ödenmesi gereken bir kısım borçlarım vardı, beni bekleyen. Vicdanen ‘Ey Biga, 10 yıl boyunca gecemi gündüzüme katarak sana hizmet ettim, ama senin üzerinde yeterli güveni oluşturamadıysam, bugün olmam gereken yer benim için doğru yerdir. Sonuç hepimiz için hayırlı olsun’ deyip ertesi gün günlük yaşamıma döndüm. Bakın ben Bigalılara kızmadım. Tespiti bana kendi partililerim bile yaptırmadı. Olay şu: 5 ay sonra Biga'da yeniden seçim yapıldı. Benim aldığım oy rakam olarak neyse Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de partimizin aldığı oy birbirine çok yakın idi. Ama aynı şehirde yapılmış olan bu ikinci seçimde CHP, seçimi 2000 civarı eksi oyla tamamladı. Burada ayırt edici olan unsur üniversite öğrencilerinin oy tercihleriydi. Nitekim Ağustos ayındaki seçimlerde öğrenciler memleketlerine dönmüştü. Öte yandan bizim seçimimize 1-2 gün kala kendi zeminde ittifak oluşturanlar daha sonra zaten cumhurbaşkanlığı seçimine de ittifakla girdiler ve toplam oyları 2000 ekside kaldı. Ben şunu merak ediyorum: Seçimi kaybettiğimizde “Mehmet Özkan'ın şu şu tutumları, davranışları gibi konular seçimlerin sonucunu belirlemede etkili oldu” iki seçim arasında bariz bir farkı olmamasını neye bağladılar? Neden kimse Mehmet Özkan partimiz adına Biga'da maksimum oyu almış zaten demedi.

AK PARTİ ELEŞTİRİSİ…

Neden demediler sizce?

Biz sonraki dönem ya da bir sonraki hamlede milletvekili gibi, Mehmet Özkan alternatif olmaktan düşmeliydi. O yüzden önce kendi siyasi çevrelerimiz bizi mahkûm etti. Doğal olarak doğru bir perspektiften olaya bakma gereği duymadı. FETÖ’nün 17-25 Aralık operasyonlarının tahribatını hesaba katmadılar. Nitekim 17-25 Aralık’ta bir darbe girişimi oldu Türkiye'de ve üç ay sonra biz seçime girdik. Altı ay sonra Cumhurbaşkanı durumu toparlamıştı ama biz bu kirli operasyonun etkilerini yaşadık. Her yere kutuların bırakıldığı, hırsız var diye bilboardlarımızın altına yazıldığı bir süreçten geçtik. Kapının önüne sabah kutular bırakılıyordu. Öyle bir psikolojik muhabereden geçtik ve buna rağmen Türkiye'de yüzde 46 ile seçim kaybeden tek başkandım ben.

YIKILAN OKULLAR ELEŞTİRİSİ

Günümüze dönersek… Birkaç yıldır yaşanan okul binalarının yıkımı ve yapım süreci ile ilgili krizler yaşanıyor. Hem öğretmen hem de eski bir belediye başkanı olarak ne düşünüyorsunuz okul meselesi konusunda?

Tam da okullarla ilgili kararın alındığı günlerde imam-hatip okulunda eski bir öğretmen olarak dışarıdan derslere giriyordum. Ve bu kararı duydum. Tam olarak tepkim şu oldu: “Bu iş böyle bir yöntemle olmamalı. Bu kadar önemli kararlar, akşamdan sabaha alınmamalı. Deprem riskine karşı herkesin boynu kıldan ince, ama bu riskli mekanlar boşaltılacaksa Biga’nın yüzde 40'ının boşaltılması gerekiyor. Bu risk her yerde var. Yılsonunu beklemek varken, yarıyılda okul boşaltmak neyin nesi? Kim bu kararı aldıysa açık yüreklilikle eleştiriyorum” dedim ve ilk tepkim buydu. Fakat insafsızlık yapmamam gereken yer şurası, tam bu inşaatların başladığı sürede Türkiye'de -ben de malumunuz bir cami inşaatıyla ilgilendiğim için yakından biliyorum- maliyetler birden üç katına çıktı. Bu süreci istismar eden unsurlar olduğu da yakın zamanda tespit edildi. Dolayısıyla yasal bir zorunluluk ile işler buraya gelmiş olabilir. Böyle bir sonuç insanlar için ciddi bir sıkıntı ama bu seneki fuar açılışında Bülent Turan bey yılbaşına kadar ihalelerin tamamlanacağını söyledi ve umutlandım. Çünkü Bülent Turan'ın vereceği sözün tesadüf olmayacağını düşünüyorum.

İKİ KİTAP YAZDI…

Bu sürelerde 2 kitap yazdınız. İlki ‘Erdemli Yaşama Çağrı’, diğeri ise ‘Erdemli Gençliğin İdrak Çizgisi’. Biraz kitaplardan bahseder misiniz?

İlk kitabı kaleme almaya beni sevk eden faktörün 17-25 Aralık süreçleri ve ardından seçim ortamındaki birtakım asılsız iddia ve ithamlar, rakiplerimizin gerçeğe uymayan vaat ve taahhütleri, halk nezdinde başkanlık döneminde karşılaştığım usulsüz, hakkaniyetsiz talep ve ısrarlar, bunları karşılayamamaktan kaynaklı uğradığımız ithamlar olduğunu söyleyebilirim. Nitekim bu kitapta da asıl meselemizin insanca bir hayat olması gerektiği, hayatın eksenini belirleyen asıl şeyin erdemli tercihlerin olduğunun altını çizmeye çalıştım. Bu kitap Çanakkale İlim Yayma Cemiyeti tarafından bastırıldı ve dağıtıldı. Diğer kitabım ise belediye başkanlığından bir süre sonra Kredi Yurtlar Kurumu’na Çanakkale il müdürü olarak atanmıştım ve 10.000 öğrenci konaklıyordu. Yurtlarda yapılan etkinlikler, konferanslar gibi etkinliklerde öğrenciyle yakından muhatap oluyordum ve onlara faydalı olma arzusundan yola çıkarak niyet ettiğim bir kitaptı. İnsan olmanın ayrıcalıklarından ve genç olmanın müstesna bir dönem olan Allah'ın bir ikramı olduğuna, her gencin hayatında nitelikle sahip olacağı alanlar ve ideali olması gerekliliğine dair bir kitaptı. Fakat resmi baskıya gidince biraz hevesimi yitirdim. Bir kitabın daha iyi yazıldığını görüyorsam benim çalışmamın bir anlamı kalmıyor.

Neden yitirdiniz?

Dil olarak biraz eski buldum ve çevrem de bu konuda benimle aynı fikirde. Bu yüzden biraz durdurdum. Kendimi dil olarak güncellemem gerekiyor. Onu fark ettim. Şimdi aile ve çocuk eğitimi konusunda bir çalışma yapıyorum.

“AKPINAR’DA CEVİZ YETİŞTİRİYORUM”

Başka neler yapıyorsunuz? Çocuklarınız, torunlarınız var. Zamanınızı nasıl geçiriyorsunuz?

2 kızım, bir oğlum, 5 tane torunum var. Akpınar Köyü’nde baba mirası olan bayır bir arazide ceviz üretimi yapıyorum. Davet edilen yerlerde sohbetler, konuşmalar, seminerler ve konferanslara katılıyorum. Yakın zamanda İsviçre'de 3 aylık periyodlarla Türk ve Balkan halklarının ortaklaşa kullandığı kültür merkezlerinde din ve eğitim faaliyetlerinde bulundum.

DİN VE AHLAK İLİŞKİSİ

Son olarak sizi ilk tanıdığım ortaokul yıllarındaki öğrenciniz olarak soruyorum. Din kültürü ve ahlak bilgisi aynı şey midir? Çünkü yıllardır bunu aynı şeymiş gibi tek başlıkta sunuyorlar okullarda?

Din kültürü insanlığın baştan günümüze din ile olan ilişki silsilesini içeriyor ve bütün din mensuplarının anlayışları, yaşayışları ve inanışlarını kapsar. Ahlak bilgisi ise dinin ortak olarak insanlığın dünya ve ahiret mutluluğu, sosyal ilişkilerinin ahengi, huzuru ve temini için koymuş olduğu davranışsal kuralları kapsıyor. Aynı şey diyemeyiz bence, ama ahlaki boyutunun terk edildiği din anlayışının ne topluma, ne kişiye, ne de sosyal hayata bir katkısı olmaz. Bütün dini ilkelerin ve ibadetlerin tek bir amacı vardır. Sizi iyi bir insan yapmaktır.

(Röportaj: Çiğdem Özden Demiray)