SOKAK LAMBALARI YAĞMURU AYDINLATIYOR

Beyoğlu’nda aşıklar Taksim’den Galata’ya doğru açılırlar. Açılacak fallardan göçmen kuşlar kanatlanırlar. Mornings In Pera’da kalbi kırık olamaz insanın.

Güne Gipsy Kings şarkılarıyla başlıyorum. Dünyamın buna ihtiyacı var.

Bazı şehirler beni hak etmiyor, o yüzden ben de gitmiyorum… Ziller kimin için çalmıyor bilmiyorum. Bazı kahve dükkanları yağmurlu sabahlara açılıyor. Sabahların yağmuru Pera’da çok Fransız kalıyor. Fransızca müzikler çalarken yağmur camlardan akıyor ve sen aklımda kalıyorsun. Pera Palas’ta bir gece tasarlıyorum; biraz Talisker ve biraz Lagavulin oluyor nefesin. ETHIOPIA kahveler vesalon müzikleri senin için. Moulin Rouge danslarına da hazırım. İskender’den öğrendim, BACH dinleyeceğimiz günler de gelsin. Ama bu aralar yoldaş Sanchez revaçta. Hola. Aşktan ve danstan ancak İspanyollar anlıyor. Devrim şarkıları çalıyor. Isabelle’nin açık havada bir konseri var. Salhane günleri de yaklaşıyor. Fransızca müzikler dinleyip sokağın yağmuruna bakıyorum. Madam Katia ve anşanteli tanışmalar. Savoy’da bir kahveyle her şey yeniden başlar. Sokak akar, insanlar caddeyi adımlar.

Birkaç model bulup düşlerini pozlayacağım. Her yağmurda çoğalan kadınları da yazacağım. Tanımadığım insanlarla selamlaşacağım. Yeni kitaplar alacağım ve Fransızca çalışacağım. Flamenko umut veriyor. Sıcak ironiler, gönülden eylemler… Paris’te Emmanuel kazandı. Yani apaçık bir liberation, apaçık bir yağmur ve daha fazla aşk. Jean Paul Sartre’den miras yollar… Paul Eluard’dan mısralar.

Masam aşk masası. Kahveli buluşmalar sanata ve aşka yol açıyor. Minoa’nın ışıkları caddeyi ve geçmişi aydınlatıyor.

Bazı aşklar anlıktır; bazı aşklar tütün akoruyla ayartılıp rom notasıyla akıyor.

O halde Pera’dan çıkmayalım ve Paris’i unutmayalım…

Amor mio ! Sokak lambaları yanıyor. Dans başlıyor.

Seni en çok Beyoğlu’nda seviyorum…