Yeniden Refah Partisi Biga İlçe Kadın Kolları Başkanı Sevgül Bozoğlu, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü kapsamında bir basın açıklaması yaptı.

Yeniden Refah Partisi Biga İlçe Kadın Kolları Başkanı Sevgül Bozoğlu, Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü kapsamında bir basın açıklaması yaptı.

Başkan Bozoğlu açıklamasında; "En büyük görevimiz ise “Kadınız, güçlüyüz, kazanacağız” diye bas bas bağıran, eşit olmayı marifet sayan, kadınların da erkekler gibi olması gerektiği düşüncesiyle aslında kadına zulmeden, kadını üstün tutan bir düşünce sistemi ve “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” kabalığıyla yaşayan, her türlü zorluğu kadına yükleyen, yaşanan tüm olumsuzların sebebini kadına mal eden, kadını ezen ve insan hesabına bile almayan bir toplum yapısı ile mücadele ederek, “Hayır! Her ikisini de reddediyorum. Her iki düşünceyi de kabul etmiyorum. Ben, Kur’anın benim için çizdiğiyim. Ben Rabbim ve Rasulumün benden beklediğiyim!” haykırışını yapmak ve nefsimizin tüm diretmelerine rağmen bu davamızdan vazgeçmemektir. Kadına şiddete hayır demek slogandan öteye gidemiyor. Biz islam ahlakıyla, ahlaklanmadığımız sürece gidemez de" ifadelerini kullandı.

İŞTE O AÇIKLAMA:

"Biga’da derin yoksulluk çeken bin kişi var" "Biga’da derin yoksulluk çeken bin kişi var"

Kadını önemsiz sayan zihniyetin şu düşünceyi kafasına ve kalbine oturması gerekiyor; kadın, doğduğu zaman anne ve babasına cennet müjdelenen, evlendiği zaman eşinin dininin yarısı tamamlanan, evlat sahibi olduğu zamansa cennet ayaklarının altına serilen bir varlıktır! Bu bir iddia değil, hadisi şeriflerle sabit olan bir gerçektir. Allah Rasulu, kız çocuğu sahibi olmayı utanç sebebi sayan bir toplumda kızı olana, "Kim 3 tane kız çocuğu yetiştirir, güzelce terbiyesini verir, evlendirir ve onlara iyilikte bulunursa, onun için cennet vardır" (Ebu Davud, Edeb: 120, 121) diyerek müjde vermiştir. "Kişi evlendiği zaman dininin yarısı tamamlanmış olur. Kalan yarısı için de Allah'a karşı gelmekten sakınsın" (Heysemi, Mecmau’z Zevaid: 7310) diyerek kadının, eşinin dininin yarısı için garanti olabileceğine dikkat çekmiştir. Hepimizin bildiği "Cennet annelerin ayakları altındadır" (Nesâi, Cihad: 6) müjdesi ile de anneliğin önemine vurgu yapmıştır. Elbette bunlar "Kadınız kıymetliyiz" gibi bir düşünceye gark olarak kenara çekilebileceğimiz lüksünü vermez bizlere. Çünkü tüm bu müjdelere nail olabilmek elbette beraberinde bazı bedeller ödemeyi de getirecektir. Bu bedel, çizilen tüm olumsuz kadın tablolarına rağmen, kalbimizin derinlerinde gizlediğimiz ve bir sebeple öne çıkarmadığımız veya çıkaramadığımız güzel hasletlerimizi bir bir gün yüzüne çıkarmaktır. Bu bedel, şeytanın üzerimizde oynadığı çağın en büyük hastalığı olan feminizm düşüncesinin bizi etkilemesine izin vermeden veya etkilemişse de kanımızı bu mikroptan temizleyerek Rabbimizin bize çizdiği sınırları kabul etmektir. Bu bedel, kadınlığın bir eğlence aracı olarak kullanılan, reklam panoları süsleyen bir nesne gözüyle bakılan ve fitne oluşturma mekanizması sayılan bir toplumda “Kadın, Allah’ın bir ayetidir” vakarıyla var olmaktır. Bu bedel, nesilleri yüceltenin de yerlere serenin de aslında mutlaka bir kadın olabileceği inancını içimizde oturtarak, bir kadının ya eş olarak kocasını, ya anne olarak evladını ümmete yetiştirme, ümmet için yetiştirme mercii olduğunu kabul etmek ve bu hassasiyetle hareket etmektir. Bu bedel, her şeyin bir karşılığının olduğu inancını yayan yaşadığımız kapitalist çağa inat, topluma, ümmete, evladına, eşine, anne ve babasına karşı yaptığı tüm fedakarlıkların karşılığını Rabbinden almak üzere ahirete bırakmaktır. Bu bedel, yaradılıştan içinde var olan tüm olumsuz özelliklerini olumluya çevirebilmek, cenneti hak eden kadın olabilmek için yaşanan olaylar karşısında ön plana çıkmaya hazırlanan kıskançlık, inat, asabiyet, romantizm gibi huyları ivedilikle egale ederek yerine Rabbinin razı olacağı davranışları getirebilmektir… Biz İslam’ın kadınları, İslam’ın genç kızlarıyız. Sayılabilecek ve pek çoğumuzun zaten yapmayı kendine dert edindiği o kadar çok bedel var ki verdiğimiz/vereceğimiz… En büyük görevimiz ise “Kadınız, güçlüyüz, kazanacağız” diye bas bas bağıran, eşit olmayı marifet sayan, kadınların da erkekler gibi olması gerektiği düşüncesiyle aslında kadına zulmeden, kadını üstün tutan bir düşünce sistemi ve “Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin” kabalığıyla yaşayan, her türlü zorluğu kadına yükleyen, yaşanan tüm olumsuzların sebebini kadına mal eden, kadını ezen ve insan hesabına bile almayan bir toplum yapısı ile mücadele ederek, “Hayır! Her ikisini de reddediyorum. Her iki düşünceyi de kabul etmiyorum. Ben, Kur’anın benim için çizdiğiyim. Ben Rabbim ve Rasulumün benden beklediğiyim!” haykırışını yapmak ve nefsimizin tüm diretmelerine rağmen bu davamızdan vazgeçmemektir. Kadına şiddete hayır demek slogandan öteye gidemiyor. Biz islam ahlakıyla, ahlaklanmadığımız sürece gidemez de.