27’nci Dönem Cumhuriyet Halk Partisi Çanakkale Milletvekili ve TBMM Milli Savunma Komisyonu Üyesi olan Özgür Ceylan ile aslında siyaset dışı bir röportaj yapmaktı niyetim. Fakat erken seçim konuşmaları gündemimizde olduğu için ilk röportajımızda klasik bir milletvekili röportajı gibi millet meselelerini konuşmaya karar verdim. Okurların beklentisinin de bu yönde olduğuna eminim. Ama bir dahaki sefere bilinmeyen yönleriyle yurdum insanı tarafını anlatacağım bir röportajı şimdiden kurgulamaya başladım bile. E milletvekili zaten yurdum insanı tabi. Ama bu röportajı yaptıktan sonra TBMM’nde kendisiyle sohbet etme ve meclis ortamında kendisini ve diğer milletvekillerini gözlemleme fırsatım oldu. Yükleri çok ağır. Televizyonlarda gördüğümüz gibi kavga ettikleri falan da yok. Gayet medeni ve esprili şekilde iletişim kuruyor tüm partili vekiller. Gitmişken röportaj için bir de meclis hatırası fotoğrafı çektirdim kendisiyle. O zaman başlayalım ilk sorumuzla.

özgürceylanröportaj1

ERDAL İNÖNÜ KİTABI…

Dış politika ve Erdal İnönü başlığıyla bir kitap yayınladınız. Bu konuyu seçme nedeniniz nedir?

“İki nedeni var. Birincisi siyasi hayatımda Erdal İnönü benim için örnek aldığım liderlerden birisidir. Tevazusuyla, bilim adamı tarafıyla, devletçi tavrıyla. Aynı zamanda ailesi de öyle. Cumhuriyet’in kurucu aileleri onlar. Büyük ilham kaynağı her konuda. Bildiğim kadarıyla kendi isteğiyle siyaseti bırakan Türkiye’de tek lider. İkinci nedeni ise pandemi döneminde 1,5 yıl kapalı kaldığımız dönem, benim için fırsata dönüştü aslında. Mecliste anlaşmalı yüksek lisans fırsatı sunuldu, uzaktan eğitim şeklinde. Her akşam 19:00 – 22:00 saatleri arasında düzenli olarak derslere katılarak Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans eğitimi yaptım. O sürede de Erdal İnönü’ye farklı bir gözle bakmamı sağladı. Kendisi hem Dışişleri Bakanlığı yaptı hem de çocukluğunda Dışişleri Bakanlığı yapmak istediğini anlatır anılarında. Bugüne de ışık tutmasını istedim. Şu an iktidarın dış politikasını nelerle eleştiriyoruz bunları aslında ortaya koyuyor. Net şekilde ‘yurtta sulh cihanda sulh’ anlayışını kendine motto edinmiş. Aynı zamanda çok sevecen. Tüm dünya ülkeleriyle sıcak ilişkiler kurmayı başarabilmiş bir Dışişleri Bakanı. Keyifli, mizah anlayışı olan, çok zeki bir insan. Hikayesini içselleştirdim ve anadoluda her yere gidiyoruz. Gittiğimizde hala Erdal İnönü’nün hikayelerine benzer diyaloglar yaşamak, bazı şeylerin değişmediğini görmek iyi geliyor insana.”

SİYASETTE ÜSLUP TARTIŞMASI

Erdal İnönü gibi nezaket sahibi, bilgili, görgülü, prensipleri olan siyasetçileri arar olduk. Günümüzde ses yükseltmeden, bağırıp çağırmadan konuşan siyasetçileri neredeyse göremiyoruz. Bu kadar hararete lüzum var mı sizce?

“Sanırım bu durum bir seçim stratejisi ya da algıyı yönetme stratejisi gibi oldu. Şu andaki siyasetin üslubu böl ve yönet sistemi. Kamplaştır, birbirlerine düşman et, kendi tabanında konsolide et, yani kendi tabanını tutabilmek için aslında bize bağırıyor. Bağırdığı kişi biziz ama aslında kendi tabanına sesleniyor. Birbirlerini terörize ederek, sürekli suçlayarak ve uzaklaştırarak kendi tabanından, kendi tabanını tutmaya çalışıyor. Maalesef siyaset kültürü son dönemde o hoşgörüden çok yoksun hale geldi. Demirel’lerin, Ecevit’lerin, İnönü’lerin olduğu zamanlarda kendi karikatürlerine gülen insanlardan, çok anlaşılmaz ve hoşgörüsüz insanlara dönüştük. Örneğin benim de bir fezlekem var. Leman dergisinin Cumhurbaşkanı hakkında yayınladığı bir karikatür vardı. O karikatürü retweet yapmıştık biz de. Şu anda Cumhurbaşkanına hakaretten bizim de bir fezlekemiz var. Yani bu siyasetin bir yapılış şekli oldu. Normalde iktidar milletvekilleriyle birebirde bir araya geldiğimizde gayet medeni konuşabiliyoruz. Ama kürsüye çıktığında çok farklı oluyor. Ben elimden geldiğince uymamaya çalışıyorum ama yine de arada yaptığımız oluyor. O yüzden bu konuda eleştiri yapmaktan çekinmiyorum. Bundan dolayı gençler siyasete girmek istemiyor. Türkiye’de siyasetçi algısı yalancı, sahtekar, dolandırıcı, kendi rantı için koşturan kişiye indirgendi. Siyasetin eski saygınlığını kazanması lazım. Siyaset zenginleşmek için değil, idealler için yapılan bir kurum haline gelmeli. Siyasetçinin toplumdaki algısı çok kötü. Ben ilk siyasete atıldığımda bana herkes ‘ne işin var senin siyasette?’ dedi. Siyaset kötü bir şey değil ki. Atatürk yapmış siyaset. Siyasette temel meselelerden biri bu güvenin insanlara yeniden kazandırılması ve onurlu müesseselerin yani istifa mekanizmalarının çalıştırılması gerekiyor.”

özgürceylanröportaj3

“HİÇ KONUŞMADIK”

Ak Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan ile bir köprü polemiği yaşadınız. Kendisi hakkınızda çok sert ifadeler kullanmıştı. Zaman zaman da bu ifadeleri tekrar ediyor. Hiç karşılaştınız mı, ya da bu konular hakkında konuşma fırsatınız oldu mu?

“Hiç konuşmadık diyebilirim. Az önce bahsettiğimiz konu gibi işte. Normalde yan yanayken bu konular açılmıyor. Hatta gayet nazik şekilde davranıyor, espri yapıyoruz falan. Ama kürsüye çıkınca konu yine oraya geliyor.”

“YENİDEN ADAY OLMAYI DÜŞÜNÜYORUM”

Yeniden aday olacak mısınız? Çok fazla aday adayı çıkacak gibi görünüyor bu dönemde? Biga’dan da ilçe başkanınız aday adaylığı için istifa etti. Çanakkale’de il başkanı istifa etti. Siz ne düşünüyorsunuz?

“Evet, düşünüyorum. Aday olmak herkesin hakkıdır. Özellikle örgütlerden gelen insanlarımızın, toplumda karşılığı olan insanların. Bu demokratik bir süreç. Ayrıca keyifli de daha çok adayın çıkması, seçeneklerin artması. İçlerinden en faydalı olabilecek insanların milletvekili olarak seçilmesi toplumun yararınadır. Bu konuda bir kızgınlığım ya da kimseye bir önyargım yok. Bunlar olmalı. Bundan önce de olmuş. Bundan sonra da olacak.”

özgürceylanröportaj4

“CİDDİ FARKLILIKLAR OLDU”

Milletvekilliği sizin için ne ifade ediyor? Neler yaşıyorsunuz?

“Görevimin ilk başındaki zamanla şu anı karşılaştırırsak eğer, ciddi farklılıklar oldu. Öncelikle devleti yakından tanıma imkanım oldu. Yasama dediğimin TBMM gerçekten Türkiye’nin kalbi. İnsanlar ‘siyaset bize göre değil. Uzak duruyoruz’ diyorlar ama sokakta attığımız adımı bile siyaset belirliyor. Temel haklarımız, özgürlüklerimiz hepsi siyasetin temel konusu. Bunu en başından beri biliyorum ama bu kadar net hissetmemiştim. Gelen yasalar bizim önümüze geliyor. Bazen bizim muhalefetimizle değişebiliyor, bazen değişmiyor ve bir değişiklik bazen insanın tüm hayatını değiştiriyor. Ya da bir yasak çok ciddi sorunlar doğurabiliyor. Ülke kaynaklarının peşkeş çekilmesine yol açacak bir şey gözlerinin önünden akabiliyor. Görüyorsun ama engelleyemiyorsun. Bazen çok iyi hissetmene bazen de çok kötü hissetmene sebep olabiliyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ne kadar büyük bir devlet olduğunu gördüm. Milletvekilliğinin şerefiyle, onuruyla, hakkıyla yapılırsa çok onurlu bir iş olduğunu gördüm. Açıkçası ülke ve millete olan sevgim daha da arttı. İnsanların hayatına dokunabilmek inanılmaz güzel bir şey. Siyasi figürleri tanıdıkça feyz alıyorsunuz, değişiyorsunuz, gelişiyorsunuz. Çıkarsızca çalışan insanları görünce motivasyonunuz artıyor. Tam tersini de görünce gözünüz açılıyor. Bugün art niyetlerin arka planını daha iyi görebiliyorum. Genel başkan benim için bir şans. Bunu söylemeden geçmek istemem. Zaman zaman da olsa görüşmelerde veya onun çalışmalarında yanında olduğumuzda bile güzel şeyler hissediyoruz.”

“HER İLÇEDE YAPILACAK İLK 10 ŞEY…”

İktidara aday bir hareketin içindesiniz. Çanakkale ve Biga’nın öncelikleri ve ilk yapılması gereken işler konusunda bir ajandanız var mı?

“Evet var. İlçe başkanlarımızın desteği ile bir çalışma başlattık. Her ilçede acil ilk 10 yapılacak şey. Zamanla kamuoyuyla paylaşacağız. Bu maddelerin hepsini toplayıp Çanakkale olarak ortak bir vizyona dönüştürüp açıklamayı düşünüyoruz.”

özgürceylanröportaj5

“LİSTELERE DÖKÜLECEK”

Biga özelinde örnek vermek gerekirse?

“Okullar var, hala bir çözüme kavuşmayan. Köylerin kronikleşmiş yol sorunları var. Sulama ile ilgili konular var. Kreş sayısını arttırmak var. Gençlerin ve kadınların daha iyi sosyal imkanlara sahip olması için düşündüğümüz çalışmalar var. Listelere dökülecek ve sonrasında herkesle bunları paylaşacağız.”

“ALTILI MASA BENCE BAŞARILI”

Altılı masanın performansını nasıl buluyorsunuz? Aday açıklanmaması konusunda fikriniz nedir?

“Bence altılı masa Türkiye için tarihi bir şans. Genel başkanımızın rolü çok önemli. Şu anki sistem tek adam sisteminde evrildi. Her şeyin kararını bir kişi veriyor. Öyle bir hale geldik ki, valiler, kaymakamlar iş yapamaz durumdalar. Siyasi irade aktif şekilde her şeyin üzerinde. Biz devletin şefkatini, babalığını, tarafsızlığını özledik. Devlete güvenmeyi, bir karakola gittiğimizde, mahkemeye gittiğimizde karşımızdaki kişilere koşulsuz güvenebilmemiz gerekiyor. Tarafsız karar verebileceğine emin olmamız gerekiyor. Devlet budur. Hükümet ayrı bir şey. Altılı masa bu konuda Türkiye için büyük bir fırsat. Adayın geç açıklanması konusunda genel başkanımızın bir tutumu var. Çok doğru olduğunu düşünüyorum. En önce ne yapılacağı açıklanmalı. Yeniden bir tek adam sistemi yaratmaya gerek yok. Gübre fiyatına bile Cumhurbaşkanı karar veriyor. Yangında ‘Cumhurbaşkanı’nın kararıyla uçakları kaldırdık’ diyorlar. Yahu yangın bu. Kısacası bu süreci doğru bir strateji olarak görüyorum. Çünkü bu süreçte adayı çok yıpratacaklardı.”

“O KONUDA BİR PLANIM YOK”

Biga’da belediye başkanlığıyla ilgili isminizi duyuyoruz. Bu konuda bir düşünceniz var mı?

“Ben de duyuyorum. Tabiki çevremden söyleyenler oluyor. Siyasetin içinde olduğunuz zaman böyle şeyleri duymanız normal. Benim hedefim milletvekilliği. Çanakkale ve Türkiye’ye hizmet etmek istiyorum. Belediye başkanlığı ile ilgili bir planım, düşüncem yok. Kariyer planımda da böyle bir şey yok.”

“CHP, BİGA’DA BİRİNCİ PARTİ”

CHP’nin Biga ve Çanakkale’deki oy oranları ne durumda? Anket yaptırıyor musunuz?

“CHP şu anda Biga’da birinci parti olarak görünüyor. Çanakkale’de de birincilik konumumuz devam ediyor. Kendi siyasi tecrübemle de cevap verecek olursam geçmiş yıllara göre daha olumlu görüyorum. Sokakta, pazarda daha sıcak ve daha sahiplenici olarak görüyorum insanları.”

özgürceylanröportaj6

“BEN ÇOK BİR ŞEY GÖREMİYORUM”

CHP döneminin ardından Biga’da Ak Partili bir belediye yönetimi var. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

“CHP döneminde belediye daha etkin, daha verimli ve daha işini bilen bir yönetim tarzı ile yönetiliyordu. Şükrü Kemerli döneminde belediye Biga’ya damgasını vurdu. İsmail Işık döneminde de ciddi değişiklikler oldu. Alt yapı olsun, üst yapı olsun, etkinlikler olsun… Kültürel ve sosyal anlamda yapılan işler olsun. Önceki dönemlerde daha başarılı buluyorum. Belki de bugün oy oranımızın yükselmesinde onların da büyük etkisi vardır. Ben milletvekiliyim ve belediye başkanlarıyla polemiğe girmeyi çok doğru bulmuyorum. Hele aynı şehirde yaşadığım belediye başkanı ile polemik yapmak istemiyorum. Ama daha iyi, daha farklı, insan odaklı yönetilebilir belediye. İktidar imkanlarıyla geldi yeni yönetim. Fakat iktidar imkanlarından ne kadar faydalandı, ben çok bir şey göremiyorum. Eski yönetimlerin üzerine çıkıp daha iyi yaptı diyebileceğim bir şey göremiyorum şu anda. Bir önceki ya da daha önceki dönemlerin yaptığını yakalamaya çalıştığını düşünüyorum. O konuda da ancak yüzde 50, yüzde 60 yakalayabildiğini düşünüyorum.”

“ANKARA MİLLETVEKİLİ’ ELEŞTİRİSİNE YANIT VERDİ

Ankara milletvekili olduğunuzla ilgili eleştirilere ne diyorsunuz? Biga ve Çanakkale çalışmalarınızla ilgili neler yaptığınızı bir de sizden dinlemek isteriz.

“Milletvekili olduğum zaman ilk hedefim her yere dokunabilen, her yerde olmaya çalışan, aynı zamanda yasama faaliyetlerinde de etkili, bilgi, donanım, kültür olarak da milletvekilliğine yakışır insan olabilmekti. Bu hedef doğrultusunda hareket ettim. Şu an mesela on iki ilçeye 128 tane ziyaret yapmışım. Elli küsur belde ziyareti, üçyüzü geçik köy gezmişim. Gittiğim yerlerde ilk yıl gidişimle şu anki gidişim arasında dağlar kadar fark var. Tanınmışlık, güven, iletişim anlamında. Baktığım zaman ben gereken güveni verdiğimi düşünüyorum. Çünkü şunu hep söyledim. ‘Bir sorununuz olduğu zaman bana mutlaka bunu söyleyin, dile getireyim’ dedim. Bu şekilde çok dillendirdiğim sorun oldu. Çözüme ulaşanlar ya da gündeme getirdiklerim çok oldu. Biz yaptıklarımızı insanlara gösterme kısmında zayıf kaldık galiba. Bunlar zaten yapmam gerekenler. Neden göstereyim diye düşünüyordum. Fakat siyasette bu böyle değil ne yazık ki. Daha çok göstermek gerekiyor. Muhalefet milletvekili olunca bazı şeyler daha sınırlı oluyor ama çevre organizasyonlarında, Kaz dağlarında, akıllı mantıklı tüm çevre platformlarının yanında olmaya çalıştık ve çok güzel anılar ve insanlar biriktirdik. Örneğin Yenice’de madencilerin bir sorunu vardı. Mecliste onu dile getirdikten hemen sonra orada vali bey ve kaymakam bey soruna ilgi gösterdi, sorun çözüldü. Yani bu şekilde bir sürü şey oluyor ama o bölgenin insanı bunu biliyor sadece. Gidip insanlarla oturduğumuzda ilgi gösteriyor ve soruyorlar. Mesela geçen akşam bir kahvede ‘tarım politikanız ne olacak?’ diye sordular. Planlı tarımı, devlet garantili üretimi, tarımsal bilgilerin desteklenmesinin önemini anlattıkça ikna olduklarını gördüm. Bunu gördükçe, hissettikçe daha da mutlu oluyorsunuz. Yenicenin bir köyünde muhtar ‘60 yıldır bu köye milletvekili gelmedi’ diyor. Bunu duymak güzel. Yıllar sonra ilk defa CHP ve devletin milletvekili olarak orada olmak benim için gurur verici. Dinledim, notlarımı aldım. Kaymakama ilettim. Kaymakam ilgi göstermiş, sorun çözülmüş. Bu sorunlar çok büyük sorunlar değil ama birilerinin onları fark etmesi, dertlerini dinlemesi ve söyledikleri sonunda harekete geçmesi herkesi olduğu gibi onları da çok mutlu ediyor. Bunun için milletvekili olunur zaten. Bölgemde hayvan hakları konusunda çok çabalarımız oldu. Kadınlar, kadına şiddet, İstanbul sözleşmesi konularında hep destek oldum. Ben elimden geleni bu şartlarda bu imkanlarda yaptım. Belki başkası daha da iyisini yapabilirdi ama ben elimden geleni yaptım. İlk beş yıl hedefime ulaştım. Ve en önemlisi benim içim çok rahat.”

“DOĞALGAZ SÜRECİNİ BİZ BAŞLATTIK”

İnsanlar sizden ne bekliyor tam olarak? Sadece işlerinin çözülmesini mi?

“Öncelikle sıkıntılarını dile getirmemizi beliyorlar. Ayvacık’ta mesela halk der ki; ‘CHP milletvekilleri dile getirmese doğalgaz gelmezdi.’ Mecliste çıktım, konuşma yaptım. STK toplantısında ‘doğalgaz niye gelmiyor’ artık gibi. Doğalgaz firmasını aradık, yazılar yazdık. Süreci başlatan biz olduk. Tabiki yapan iktidar ama gündeme biz getirdik. Burada Biga’da fuarda konuşma yaptım. Seçim atmosferine girildiği için genel siyaset konuşması yaptım. Bigalılar bizi biliyor, dinliyor. Sonra ‘okulları ne zaman yapacaksınız?’ deyince alkış koptu. Çünkü hayatına dokunuyor direkt, bu konuyla ilgili mağdur insanlar.”

“BİGALI OLMAM, SEÇİLMEMDE ÖNEMLİ ROL OYNADI”

Muhalefetten Erdoğan ve yönetimine tepki! Muhalefetten Erdoğan ve yönetimine tepki!

Çanakkale milletvekili olduğunuz için bölgede her yere ulaşıyorsunuz. Bigalı’sınız hatta Biga’da yaşıyorsunuz ve tüm sosyal çevreniz burada. Milletvekili olarak Biga’ya karşı daha duygusal olduğunuz oluyor mu?

“Evet, neredeyse her hafta Biga’dayım. Biga’yı çok seviyorum. Evim Biga’da. Burada yaşıyorum, burada vergi ödüyorum, burada su faturası abonesiyim. Tabiki Biga bu anlamda torpilli. Annem ve babam Karabiga doğumlu. Karabiga da benim için ayrı özeldir. Biga’nın bütün köylerini ilçe başkanlığımdan beri bilirim, gezerim. Biga milletvekili olmak da farklı güzel bir şey. Ayrıca Çanakkale içerisindeki ticari, siyasi anlamda Biga’nın konumu, benim milletvekilliği ile ilgili kariyerimin gelişmesine katkıda bulundu. Yani Biga, Çanakkale’de milletvekili gösterilmemde önemli rol oynadı. Biga’dan mutlaka bir milletvekiline ihtiyaç var. Çünkü bu bölgelerden mutlaka bir milletvekili almış partiler. Burada önemli olan; doğru yerden, doğru insanı aday olarak koymak.”

“BU KONUDA İKİ MUHATABIM VAR”

Biga’daki okulların bir kısmı sanırım artık yapım aşamasına geldi. Biga’dan giden heyetlerin Ankara’daki görüşmeleri esnasında siz de bulundunuz mu? Bireysel olarak bu konuda çalışmalarınız ve temaslarınız olduğunu gördük. Neler yaptınız nu konuda?

“Benim bu konuda birinci muhatabım kaymakam bey. İkinci muhatabım ise iktidar milletvekilleri. Yani bu siyasi iradeyi temsil eden milletvekili. Hem eski hem de şu andaki kaymakamla defalarca görüştüm. Hem okullar konusunu hem de başka başlıkları. Bülent bey ve Jülide hanımla ise toplantılarda genel anlamda gündeme getirdik. Özelde ise yan yana geldiğimizde de konuştuk tabiki. Ufak tefek işleri bir şekilde halledebiliyoruz ama böyle büyük işlerde ne yazık ki bir kişi ne derse o oluyor. Bu sorun sadece Biga’da da değil. Çanakkale genelinde, Bayramiç, Çan, oralarda da bu problem var. Onların da haklarını aramaya çalıştık. Ders saatlerinin kısaltılmasıyla ilgili velilerden arayıp ‘dile getirir misiniz’ diyenler oldu. Dile getirdik. Çünkü 30 dakikaya inmesini isterken de haklılar. Çok erken saatlerde ya da çok geç saatlerde tehlikeye maruz kalıyor çocuklar. Dikkat eksiklikleri, beslenme bozuklukları ve günlük hayatta ciddi bir düzen kaybı bu. Neresinden bakarsanız olacak gibi değil.”

“EĞİTİMDE CİDDİ ANLAMDA REVİZYONA İHTİYAÇ VAR”

Çok acayip yani. Her yerde 40 dakika olan ders neden orada 30 dakika olsun. Neden teneffüsünden, ders saatinden çalınıyor ya da 30 dakika ders gören öğrenci ile 40 dakika ders gören öğrenci nasıl aynı merkezi sınavda değerlendiriliyor? Öğretmenler de öğrenciler kadar çaresiz. Böyle bir ortamda hangi karar tam olarak sağlıklı olabilir ki?

“Milli eğitimin temellerinden birisi eğitimde fırsat eşitliğidir. Isparta’nın bir köyünden bir çobanın çocuğunun çıkıp başbakan olabilme ihtimalidir. Şırnak’taki bir köyden bir kızın Türkiye birincisi olma ihtimali var. Bir ülke çocuklara fırsat eşitliği yaratırsa o yetişen gençlerden faydalanır. Bu dönemde bunu kaybettik tamamen. Özel okulların, devlet okulların durumu, eğitim müfredatının geldiği durum, cemaatlerin eğitimin içerisinde cirit atması neticesinde yozlaşan, bilimden uzaklaşan eğitim ve bunun karşısında bir grup özel okulun para karşısında iyi eğitim verdiği çocukları biz aynı yarışa sokuyoruz.

Eğitimde fırsat eşitliği Cumhuriyet projesidir. Dürüst, namuslu insanların bir yerlere gelme şansıdır. Köylümüzün ‘benim çocuğum okuyacak’ hayalidir. Sınav, hayat amacı haline geldi. Biz ailemizle uzun yıllar dershanecilik yaptık. Ailemde çok sayıda öğretmen var. Babam emekli öğretmen, kardeşim, yeğenlerim öğretmen. Eğitimle ilgili çok ciddi bir revizyona ihtiyaç var. Herkes doktor, mühendis olamaz. Bu ülkede ara elemana ihtiyaç var. Bizim çok önemli bir projemiz vardı. Şu anda Milli Eğitim Bakanlığı nispeten gerçekleştiriyor. Birkaç okula gittim, gördüm. İstihdam odaklı meslek liseleri. Öğrenci hem okuyor, hem stajını yapıyor, sigortası ödeniyor. Bu tip eğitimler ülkeyi ileriye götürecektir ama tam anlamıyla sistemli uygulamaya geçildiğinde. Bütün dünya yazılıma, bilime yönelmişken sen hala oradan uzak bir düşünceyle eğitimi başka bir şeye odaklıyorsan, ülke bu şekilde geriye kalıyor. Eğitim her şeyin en başında. Bu gerçeği asla inkar edemezsiniz. Huzurun, mutluluğun, refahın, adaletin, her şeyin temeli iyi bir eğitim.”

“KIZIM ANKARA’DA OKUYOR”

Siz kendinize, ailenize zaman ayırabiliyor musunuz?

“Fırsat yaratmaya çalışıyorum. Bir kızım var. Kızım Ankara’da okuyor. Eşim ve kızım o yüzden oradalar. Yazın tamamen Biga’ya geliyoruz. Bu şekilde en azından sabahları birlikte kahvaltı edebiliyoruz. Akşamları bazen erken geldiğimde görüşebiliyoruz.”

“4,5 YILDA HİÇ TATİL YAPMADIM”

Milletvekili olduğunuzda değiştiğinizi söyleyenler var mı?

“Değişim iki alanda olur. Ekonomik değişim ve kişilik değişimi. Ekonomik olarak daha az kazanıyorum hatta bir aracım vardı, onu sattım, yerine yine aynısından aldım. Kişilik olarak ise bana göre hiç değişmedim. O yönde de herhangi bir eleştiri hiç almadım. Değişecek bir şey yok ki. Bana hiç söyleyen olmadı. Hatta ‘çok mütevazisin’ diyenler oluyor ama mütevazi olmamak mı gerekiyor, onu da bilmiyorum. Ben 4,5 yıldır hiç tatil yapmadım. Örneğin Gökçeada’ya gidiyoruz ‘tatil yapalım’ diye. Gitmişken bir gününü örgütle geçiriyorum. Dokuz köyün dokuzunu geziyorum. O da ayrı bir keyif. Çünkü milletvekili ‘ben bugün çalışmayacağım’ diyemez. Her an birisi bir şey anlatmak isteyebilir ve sen onu dinlemek zorundasın, çözümü için elinden geleni yapmak zorundasın. Çünkü bunun için milletvekili oldum. İşim bu yani. Bir de bu işler geçici işler, ömrümün sonuna kadar milletvekili olmayacağım. Yine gelip burada olduğumda insanlarla olan diyaloğum aynı olacak.”

“HEM VEKİLLİK HEM DE TİCARET BANA GÖRE DOĞRU DEĞİL”

Ticaret yaptığınız zaman mı yoksa milletvekili olduktan sonra mı daha çok kazandınız?

“Ticaret yaparken daha çok kazanıyordum. Ama şu anda daha mutluyum ve insanlara faydalı olmak bana kendimi çok iyi hissettiriyor. Siyasete girince dükkanımı kapattım, çünkü bana göre yanlıştı. Hem milletvekilisin hem buraya gelip işletmen var, devam ediyorsun. Yapanları eleştirmiyorum ama benim kendi vicdanımda öylesi doğru gelmiyor. Bir de ticaret devam ettiğinde ister istemez siyaset bir yerinden ticarete dahil oluyor. Ne kadar adil olabilirsin.”

(Röportaj: Çiğdem Özden Demiray)