Çanakkaleli akademisyen Gökhan Bayram, Atatürk'ü anma günüyle ilgili Çanakkale Kalem Gazetesi'nde çarpıcı bir yazı kaleme aldı.

Çanakkaleli akademisyen Gökhan Bayram, Atatürk'ü anma günüyle ilgili Çanakkale Kalem Gazetesi'nde çarpıcı bir yazı kaleme aldı.

Bayram'ın yazısında; "Ülkemizin ve milletimizin kurtarıcısı, Anafartalar kahramanımız, Cumhuriyetimizin kurucusu eşsiz liderimiz Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete irtihalinin 83 yılında bir kez daha “Olsun da bitsin“ edasıyla sessiz sedasız andık. Bağımsızlığın, barışın, bilimin, aklın, cesaretin, zarafetin tüm iyi ve güzel niteliklerin vücut bulduğu Atamız için söylenecek o kadar çok söz varken yine hava gibi soğuk, ruhsuz bir ortamda toplandık ve tek bir kelime etmeden dağıldık…" ifadeleri dikkat çekti.

Tanıtımın tanıtımı, lansmanın lansmanı, tanıtımın lansmanı vs... Tanıtımın tanıtımı, lansmanın lansmanı, tanıtımın lansmanı vs...

Bayram'ın yazısı şöyle:

Ülkemizin ve milletimizin kurtarıcısı, Anafartalar kahramanımız, Cumhuriyetimizin kurucusu eşsiz liderimiz Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ebediyete irtihalinin 83 yılında bir kez daha “Olsun da bitsin“ edasıyla sessiz sedasız andık. Bağımsızlığın, barışın, bilimin, aklın, cesaretin, zarafetin tüm iyi ve güzel niteliklerin vücut bulduğu Atamız için söylenecek o kadar çok söz varken yine hava gibi soğuk, ruhsuz bir ortamda toplandık ve tek bir kelime etmeden dağıldık… Atatürkçü kimliğiyle tanınan Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Elemanı ve Hitabet Araştırmacısı Gökhan Bayram; “Kimse kusura bakmasın” dedi ve “Böyle 10 Kasım Olmaz” başlıklı eşsiz bir yazı kaleme aldı. Her yıl Atatürk anıtı önünde ruhsuzca toplanıp, kimsenin tek bir kelime dahi etmeden sessiz sedasız dağıldığı çelenk koyma törenini eleştiren Bayram, Çanakkale’ye yakışmayan bu durumu tokat gibi yüzümüze vurdu.

Gökhan Bayram, geçmişten de örnekler vererek Çanakkaleli yöneticileri mahçup eden şu cümleleri sarf etti:

KİMSE KUSURA BAKMASIN! BÖYLE 10 KASIM OLMAZ…

Anafartalar Kahramanımız, ülkemizin ve milletimizin kurtarıcısı, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete irtihalinin yıldönümündeyiz. Ruhu şad olsun. Ona minnettarız. Lakin sizi temin ederim ki böylesine bir kurucu ve kurtarıcı, bu şekilde anılamaz.

HANGİ KÜLTÜRDE BÖYLE ANMA VAR..?

İslam Tarihini açın bakın. Mesela peygamberimiz vefat ettiğinde eşsiz hitabeler yapılmıştır. Bunlar birer şaheseridir. Arap kültürünün belagatinde bu vazgeçilmezdir. Genellikle halife, imam vb. din öncülerinin ölünün ardından ya da yıldönümünde yaptığı hitabeler meşhurdur. Türklük de buna benzer cenaze konuşmaları vardır, haykırışlar vardır. Ama bir Arap, bir Yunan, bir Roma kadar güçlü olmasa da vardır. Şimdi demem o ki çelenk koy, saygı duruşu ve dağıl üzerine kurulu, "olsun da bitsin" anlayışında, soğuk bir törendir bizim yaptığımız. Ne örneği vardır, ne örnek gösterilecek tarafı.

DÜNYA KENDİ LİDERLERİNİ BÖYLE Mİ ANAR..?

10 Kasım törenlerinden neden konuşulmaz. Saygı duruşunda bulunulan meydanlarda neden bir Allah'ın kulu çıkıp konuşma yapmaz. Duygularını ifade etmez. Haleti ruhi yeyi tasvir etmez. Şart mıdır derseniz evet şarttır. Bunda değil de neyde yaparsın. Allah aşkına böyle bir kanun mu var? Dünyada böyle bir usul mü var? Mesela merak ediyorum bir Amerikalı Lincoln'ü nasıl anıyor? Mesela Küba'da bir Castro nasıl anılıyor? Azerbaycan'da Aliyev nasıl anılıyor? Hadi şuna cevap verelim, 18 Martta 5-6 konuşma yapılırken 10 Kasımlarda neden bir konuşma yapılmaz?

ESKİDEN 10 KASIMDA KONUŞURLARDI…

Maziyi açın bakın. İnanın birçok konuda dün, bugünden ilerdedir. Mesela bu anma olayında da öyle. 1938'e bakın. Atatürk ölünce Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde bir "Atatürk Günü" düzenlenmiş; öğretim elemanları ve öğrenciler Atatürk'ün gençliğe kazandırmış olduğu değerler üzerinde konuşmalar yapmıştır. Atatürk'ün Fakülteyi ziyareti sırasında oturmuş olduğu ve hatıra olarak saklanan bir koltuk ve bir sandalye konulmuştur. Anadolu'nun birçok yerinde saygı duruşundan sonra Türk istiklalini ve Cum- hürriyetini koruma sözü veren konuşmalar vardır. Mesela o tarihlerde Ankara'da Zafer Anıtı etrafında toplanmış ve anıta bir çelenk konulmuştur. Gençler konuşmalar yapmışlardır. Törene Başbakan Celal Bayar, milletvekilleri ve halk katılmıştır. Ona keza Güven Anıtı önündeki konuşmalar meşhurdur. Sonraki yıllarda da buna benzer örnekler vardır.

ÖNEMLİ OLAN ÇELENKLER DEĞİL, GENÇLERDİR…

Bugün bizim anmalarımız, anma değil maalesef çelenk sunum törenidir. Sunucunun açışıyla başlar ve biter. Allahtan sirenler vb. çalar da anlarsınız konunun önemini. Oysa geçmişte hemen tüm törenlerde Atatürk'ün ölümünden sonra, geleceğe yönelik bir endişenin ya da bir umutsuzluğun olmadığı, aksine geleceğe güvenle bakıldığı üzerine hitaplar vardır. Çoğunlukla "Gençliğe Hitabe" vardır. Çoğunlukla gençlerin hitabeti vardır.

10 KASIM KONUŞMALARINDAN BİRKAÇ ÖRNEK…

Lafı uzatmadan birkaç örnek verelim. Yalnız bu kısa hitapları okurken lütfen kelime seçiminde ve cümle kurulumundaki güzelliğe bakar mısınız! Mesela Tanrıverdi Gökçay şunları söylemiştir: "...Gençler, benliğimizden kopan bir hamle ile haykıralım: Atatürk! Sen bizde, biz Senin eşsiz eserinde ilelebet yaşayacağız." Hukuk Fakültesi adına Yılmaz Develi şunları söylemiştir: "...O öldüyse, eseri vardır, biz varız. Ata'm... Sen müsterih uyu, senin bize emanet ettiğin mukaddes davayı her zaman yaşatacağız ve haykıracağız: yerler çökse, gökler yıkılsa, sen hür doğdun, hür yaşayacaksın ey aziz Türk!" Gazi Terbiye Enstitüsü'nden Arkın şunları söylemiştir: "...Ey Türk gençliği; gözlerini sil ve kaldır başını. Sana ağlamak değil ant içmek; eğilmek değil, yükselmek yaraşıyor. Damarlarındaki asil kanda mevcut olan kuvvet, toprağı yeşertmeli, ve bayrağı asırlarca dalgalandırmalıdır..." Bir genç olan Reşat Oğuz şunları söylemiştir:"Bize verdiğin yurt aşkı, vazife aşkı, istemekle vermek de kucak kucağa yaşadıkça ve cumhuriyet yolumuzda ebedi bir meşale gibi yandıkça, Türk'ün adı ölmez, ve Türk vatanı bölünmez bir bütün olarak kalacaktır. Hürriyet, istiklal, cumhuriyet ve inkılâp bekçiliğinde süngülerimiz ormanlaşacak, ve kanlarımız tufanlaşacaktır...." Ve gelelim bugüne.....

ANMA(!) TÖRENİMİZ SONA ERMİŞTİR, DAĞILABİLİRSİNİZ...."