Karşılıklı oturduk, sohbet ettik Mehmet Ali Akyıl’la. Bir sürü isimden bahsettik ve sohbet esnasında fark ettim, bahsettiği isimlerin birçoğunu artık tanıyorum. Hiç görmemiş olmama rağmen; kimdir, ne iş yapmış, nerede yaşamış ve memlekete nasıl izler bırakmış… Biga tarihinde adı geçen kişileri Mehmet Ali Akyıl gibi röportaj yaptığım Bigalı büyüklerimden öğrendim. Hatta geçenlerde Osman Nuri Babi’nin adının geçtiği bir yerde kendisi ile ilgili yorum yaparken buldum kendimi. Herkes bana baktı ve ‘Nereden biliyorsun’ dediler. Daha neler öğrendim, kim bilir daha da neler öğreneceğim. Önceleri hiç dikkatimi çekmezdi böyle şeyler. Nedense böyle bir tarafa doğru evrildim. Düşününce aslında anlatmayı bilmeyen insanlardan dinlediğim için sevememişim, onu anladım. Mehmet Ali Akyıl, çok nazik bir beyefendi. Misafirperver ve çok samimi. Bana bir sürü şey anlattı ama hep diyorum ya, yazılabilecekler var ama bir o kadar da dinlediğimiz, duyduğumuz ama yazamadıklarımız var. Nüfus kağıdındaki manifatura kaşesini gördüm. Kumaş almış. Tam bir yıl başka kumaş alamayacağını ibraz eden kaşeyi. Hani diyor ya eskiler ‘vesikayla alıyorduk yağı, şekeri’ diye. Eskiyi dinleyince yeni siyasilerin projelerinde eskiyi yeni şekilde yaşatmak istediklerini fark ettim. Ya da başka türlüsünü bilmiyor ve öğrenmek de zor geliyor. Örneğin Kocabaş Çayı’nda sandalla gezmek... Biga’nın eski tarihinden gelen bir alışkanlıkmış meğer. Şimdi lüks otellerde zengin menüler ve kimsenin dinlemediği piyano eşliğinde becerilemeyen cemiyet kültürü, kasabaların içinde küçük metrekareli alanlarda başarıyla sağlanmış ve o cemiyetlerde insanlar şehirlerin spor kulüplerini, sanatkarlarını ve zanaatkarlarını koruyup kollamayı başarabilmiş. Neyse benim anlatacaklarım bitmez. Mehmet Ali Akyıl neler anlattı, onları yazdım meraklılarına. İyi okumalar…

mehmetaliakyıl5

Kaç doğumlusunuz?

1938 doğumluyum.

Terziliğe ne zaman başladınız?

1949 yılında başladım. 6 yaşımda okula başladım. 11 yaşımda okulu bitirip terzi çıraklığı yapmaya başladım.

İlk ustanız kim?

Kadın terzisi Hakkı Umut. İlk onunla başladım. Sekiz sene Hakkı Umut ile çalıştım. Bandırma’da çok iyi bir kadın terzisi vardı. Hüseyin Şahin. Onun yanına gittim. Orada bir yıl çalıştım ve askere gittim. Askerden dönünce İstanbul Beyoğlu’nda ünlü bir terzi vardı. Onunla da bir yıl çalıştım ve Biga’ya gelip 1961 yılında kendi dükkanımı açtım.

1961 yılında siz kendi işyerinizi açtığınızda Biga’da terzi olan kimler vardı?

O zaman Biga’da köyler dahil 180 tane terzi olduğunu öğrendim Mal Müdürlüğü’nden. Türkiye’de nüfusa göre en çok terzi Biga’daymış. Ama kadın terzisi olarak sadece benim ustam Hakkı usta vardı. Ben de açınca iki tane olduk. Erkek terzileri olarak Vehpi Şenoğlu, Mahir Layık, Şaban abi, Gazozcu Mehmet, Kamil vardı. Hatta hala devam ediyor. Böyle bir sürü insan vardı.

mehmetaliakyıl13

İşleriniz nasıldı?

O kadar terzi olmasına rağmen ilkbahar, sonbahar, bayramlarda mümkün değil işler yetişmiyordu. İnsanlar para sormadan yalvarıyordu resmen işini yapalım diye. Mesela İki Kapılı’nın karşısındaki sokak terziler sokağıydı. Hala öyle anılıyor orası. Sırf terziydi. Sezona göre manto, daha gençler tayyör etek isterdi. İnsanlar çok mutaassıptı. Ölçü ve prova için dükkana gelmezlerdi. Eve çağırırlardı. Çanakkale’nin en mutaassıp bölgesi Biga’ydı. Zamanında iş sahaları gelişmedi. İstanbul’a giden çok oldu. Köylüler de öyle. İstanbul’a göç eden çok oldu. Ayakkabıcılar, terziler hepsi gittiler. Huzurevi yapılırken bir araştırma yapılmış. Bigalı olup da başka şehre gitmiş 225.000 kişi olduğu tespit edilmiş. Herkes gitmiş işte.

Boşnak olduğunuzu biliyorum ve geçenlerde Şükran hanımla yaptığım röportajda Mor Salkımlı Konak’ın olduğu sokağın Boşnak mahallesi olduğunu ve bugün Biga’nın önde gelen esnaflarının bir çoğunun da Boşnak olduğunu öğrendim. Siz de çocukluğunuzu orada mı geçirdiniz?

Boşnak mahallesinde dedemin yerleri varmış. Bir 40 yıl sonra babamlar çarşıya inmiş. Sakarya Okulu’nun üst tarafına, su deposunun karşısına indik. Nalçalar Züccaciye üzerine… Okyaylar toptancıydı. Sonradan dedeleri değirmencilik yaptı. Şimdi de torunları devam ediyor aynı şekilde. Apti Çavuş, Kırmızı Kuşaklar, Sucukalar ve Çolaklar bunlar hep manifaturacıydı. Kaçarlar Biga’nın en lüks manifaturacısıydı. Küçük Şadırvanın orası manifaturacı çarşısıydı ve hepsi oradaydı. Uysallar vardı. Onlar Yunanistan Macırı, bir de Kömürcüoğulları Manavdır. Esas onlar buranın yerlileri. Manavlar Biga’nın yerlisidir.

mehmetaliakyıl12

Babanız ne iş yapardı?

Bakkaldı babam. Dedem bakkal, abilerim bakkal, kardeşim bakkal. Şimdi de yeğenim Ersoy Akyıl bakkal. Anne tarafım manifaturacı. Dedem, dayımlar ve dayımların çocukları manifaturacı.

Sizin çocuklarınız ne iş yapıyor?

Bir oğlum ve bir kızım var. Oğlum grafiker, İstabul’da kendi işyeri var. Oğlumun kızı, torunum o da bu yıl grafikerlik okumaya başladı. Kızım Bursa’da İktisat okudu. Kızımın kızı, o da İşletme okudu. O da İstanbul’da çalışıyor. Kızımın oğlu yabancı dil üzerine İstanbul’da okuyor.

Siz neden eğitiminize devam etmediniz?

Aslında çok güzel ve iyi bir öğrenciydim. İlkokulu bitirdiğimde okul müdürü babama haber göndermiş, ‘bu çocuğu okutun’ diye. Ben de ortaokulda bir beden eğitimi öğretmeninin öğrenciyi sopayla dövdüğünü görmüştüm. Korktum. O yüzden okumaktan vazgeçtim. Hamdi Akyıl vardı. Melih Akyıl’ın amcası. Pazartesi beni okula yazdırmaya götürecek. Beklemiş dükkanda ama ben kaçtım. Gitmek istemediğim için okula. Sonra bu konuyu amcama anlatırlarken, amcam da ‘Okutmayın. Ben bir çocuk okuttum. Çocuğumdan oldum’ demiş. Böylece çok uzamadan benim okul hikayesi kapandı. Amcamın oğlu da İstanbul’da okudu. Ankara’da yaşamaya başlayınca Biga’ya sık sık gelemedi. Amcamın ‘çocuktan olduk’ demesinin sebebi o.

Pişman olmadınız mı hiç okumadığınız için?

Olmadım. Annem bize çok düşkündü. Hatta; ‘Allah razı olsun. Okumadı çocuklar. Okusalardı memur olup dışarı giderlerdi. Ne güzel hep yanımızdalar’ derdi. Bandırma’ya, İstanbul’a zor ikna ettim de gittim. Okumadım ama mesleğimi geliştirmek için çok çalıştım. Biga, Çanakkale’nin merkezidir. Dışarıdan çok müşterimiz vardı. Çan, Yenice, Bayramiç, Lapseki, Çardak, Çanakkale ve Gelibolu’dan gelirlerdi. Mesela erkek terzisi Mahir Layık vardı. Bütün Çan erkek mühendislerinin elbiselerini Mahir, kadınları da ben dikerdim.

mehmetaliakyıl11

Nasıl müşteri kazandınız?

Reklam şart. 1961 yılında köprünün üzerine 5 metrelik kumaşa İstanbul’daki modellerle hizmetinizdeyiz gibi, bir de büyük yuvarlak bir tabela astım. Davetiyelerin altına kendi ismimi yazdırıyordum reklam olsun diye. O kadar işlerim yoğun ve çoktu ki yetişmek mümkün olmuyordu. Sekiz kişi çalışıyorduk ama yine de yetişemiyorduk. Parası da iyiydi. Çok güzel paralar kazanıyorduk.

Şu anda çalışıyor musunuz?

Şimdi öyle değil. Bitti artık terzilik.  Ama ben buraya gelmeyi kendime vazife edindim ve sağlığıma da çok faydasını gördüm. Gazetemi okuyorum, kahvemi içiyorum. Ufak tefek işler yapıyorum arada.

Spor kulübü kurucusu olduğunuzu duydum. Hangi takımdı o?

1955 yılında 18 Eylül’ü Gençlik kulübü ile birleşerek kurduk. Birkaç kişi 25’er lira toplayarak kurduk. Kurmamıza vesile olan kişi de Doktor Ahmet Zeren’in babası Oktay Zeren’dir. 18 Eylül’de futbolcu, takım kaptanı, antrenör, idareci yani her şey yaptım. Sonra Bigaspor olarak devam etti. Orada da teknik komite, idarecilik, başkanlık gibi alanlarda hizmet verdim. 18 Eylül’de takım arkadaşlarımızdan Ergün Güz vardı, Hayrettin, Tellal İsmail, İrfan Binay, Paçi, Zeki, Seyfettin vardı. Soy isimlerini hatırlayamıyorum. Hala bazıları kaptan ya da başkan derler.

mehmetaliakyıl10

Bigaspor’u takip ediyor musunuz? Nasıl görüyorsunuz? Yükselebilir mi takım?

Artık takip edemiyorum. Gazetelerden bakmaya çalışıyorum arada. Artık zor. Profesiyonellik çok pahalı oldu. Belediyelerin desteği ile bu iş olmaz. Ancak fabrikalar falan büyük destekler verecek, belki öyle. Ayağıyla topa vurmasını bilen para istiyor. Biga’da ne çocuklar yetişti bizim zamanımızda. Mesela Mehmet Somalı’yı ben yetiştirdim. Beşiktaş’ta oynadı. Sarı Mustafa vardı. O da Bolu’da, Bursa’da oynadı. Hasan vardı. Çanakkale’de, Edirne’de oynadı. Toto Ekrem sporcu olarak yaşadı ve SSK’dan öyle emekli oldu. İbrahim Sokullu Galatasaray’da oynadı. Osman Turan Kayseri’yi ilah yaptı ve torunları Galatasaray’da oynadı. Biga’da öğreneceksin, sabredeceksin, sonra başka yere olup da gideceksin. Daha başlarken para istiyor herkes.

Şadırvan mafyası nedir ve kimlerden oluşur?

Oradaki mafya kelimesi kötü anlamda değil. Aksine iyi anlamda kullanılır. Bigaspor’da idarecilik yapan insanlardı. Mehmet Sokullu, Mehmet Gazozcu, Kamil Kalem, Ali Kömürcüoğlu. Çok büyük destekleri oldu. Bigaspor’un her şeyiydi onlar.

Siyasete girdiniz mi hiç?

Girmemi çok istediler. Demirel zamanında partinin gençlik kolları başkanı vardı, Cahit Kırgız. Dükkanıma geldiler, ‘Seni meclis üyesi olarak en başa yazıyoruz’ dediler. ‘Ben gelemem’ dedim. Nereye geleyim. İşlerim çok zamanım yoktu. Ben de aynı partiyi savunuyorum o zaman. ‘Vaktim oldukça sizi yalnız bırakmam, gelirim ama meclis falan olmaz’ dedim. Özal zamanında da rahmetli Ayhan Ünsal milletvekili, ‘Abi seni belediye meclisine yazayım’ dedi. O zaman da Özal’ı destekliyorum. Ona da ‘ben gelemem, vaktim yok. Gelirim, desteklerim ama başka bir şey yapamam’ dedim. O işler sorumluluk ve zaman ister. Bende de zaman yoktu. Çok koşturdum parti işlerine ama resmi olarak herhangi bir yerde görev almadım. Şükrü Kemerli zamanında ilk defa sol partili olmasına rağmen kazanmasını çok istedim ve hatta birebir çok çabaladım. O dönemler komşuyduk. Genel seçimlerde Anap’a, yerel seçimlerde Şükrü’ye verdim. Biz damgalı Anaplı’ydık. Konuşurduk. Ona, ‘sakın başka partilere laf söyleme. Sana herkes oy verecek. Seni seviyorlar ama partici olma. Biga’yı anlat ne yapacaksın onu söyle’ derdim.  Eşimle birlikte seçim konuşmalarına giderdik hep. Arkadaşlarıma da, ‘Hanımlarınızı alın, gelin, Şükrü’ye destek olalım’ derdim. Gelirlerdi onlar da. Konvoylara katılırdık. Kadınlar da o zamandan sonra konvoylara katılmaya başladı. Şükrü Kemerli beş defa adaylığını koydu, ilkinde kaybetti. Sonrasında üç defa art arda kazandı ve en son yine kaybetti. Baykal milletvekili olmasına müsaade etseydi milletvekilliğini kazanırdı. Ama ‘Sen gidersen CHP Biga Belediyesi’ni kazanamaz’ dedi ve belediyeyi de kaybetti. Çok severdim ve hep örnek göstermişimdir insanlara. ‘Çocuklarınızı okutun. Şükrü Kemerli hem okudu hem hayvan bakıyor’ derdim. Eskiden, ‘Amerika’da çobanlar lise mezunuymuş. Şükrü Kemerli alırken de satarken de daha iyi hesaplar yapabiliyordu’ derlerdi.

mehmetaliakyıl9

Biga depremini hatırlıyor musunuz? Gündemde deprem varken bize anlatır mısınız, ne zaman oldu neler yaşandı o depremde?

1953 yılında Yenice depremi 7,2 şiddetinde oldu. Çok büyüktü. Sadece Yenice’de 1000 kişi ölmüştü. Biz de çok sarsıldık ama asıl yıkım Yenice’de oldu. 45 saniye sürmüştü. O zaman terzi çırağıydım. Korkudan caminin dibine kaçmıştık. Sonra eve gittik. Yine oldu. Duvardaki sıvalar falan çatlamıştı. Sonra çıktık. Müçteba Şallı o zaman Biga’nın en yeterlilerinden, kapılının orada dükkanı var. Gençler orada toplanmış. ‘Çan batmış’ dediklerini duydum. Çan’a yardıma gitmeye karar verdik ve sabah yola çıktık. Kar yağıyor. Açık kamyon kasasında Yenice’ye gittik. Memleket yerle bir olmuştu. Bir tane Bodurların iki katlı binası vardı. O da çatlamış, patlamış ama yıkılmamıştı. Onun dışında sağlam yer yoktu. Çan’da yıkım vardı ama çok ölüm yoktu. Gönen de o zaman çok zarar görmüştü. 1985’te olan Biga depremi 5,1’di galiba. Biga’da çok fazla hasar olmadı o zaman. Ufak tefek şeyler ve bazı yerlerde tuğla örmeler düştü. Baca devrilmesi, duvar devrilmesi gibi şeyler oldu. Çarşıda birinin başına tuğla düşüp ölmüştü.

Eski çarşı kültürü nasıldı?

Koca Köprü’den sağa dönünce Kasaplar Çarşısı vardı. On tane kasap vardı. Hepsi oradaydı. Şadırvanın karşısından girince İki Kapılı’nın orada Terziler Çarşısı vardı. Başka yerlerde de vardı terziler ama çoğu oradaydı ve terzilerin etrafında manifaturacılar ve birkaç tane de sarraf vardı. Ayakkabıcılar Çarşısı ise şimdi Ali Solmaz’ın olduğu yerlerdeydi. Ayakkabıcılar daha dağınıktı ama merkez orasıydı. Şimdi Arçelik mağazası var, Melih Akyıllara ait. Orası bakkaldı. Orada dağınık da olsa birkaç bakkal daha vardı. Biga’nın merkezi dediğimiz yer o zamanda oralarıydı. Şimdi de öyle. Küçük Şadırvan, Biga’nın tam ortasıydı. Yukarıda bulunan mahallelere, TOKİ evlerinin olduğu yere kadar olan alana Rum Bağlıkları derlerdi. Bizden önce burada Rumlar varken, oralarda onlara ait şarap fabrikası varmış. O yüzden oraya Rum Bağı diyorlardı. Aşağılarda elma, armut, muşmula gibi… Onlar yetişirmiş. Şimdi AVM’nin olduğu yerde bağlıklar vardı. Şu anda karşımızda bulunan (Çan Caddesi) milyoncunun dükkanının yerinde bir ermeni sarraf varmış. Sonra bina yapılırken altından altın çıktı. Yan tarafımızda Ermeni Papazının evi varmış. Yan sokakta Ermeni evleri varmış. Biga’nın kızları çok güzel derlerdi. Güzel olur tabi. Burada bir sürü milletten insan var. Birbirlerine kız vermiş, kız almışlar, kültürler kaynaşmış. Her milletin güzelliği bulaşmış kızlarımıza. Erkeklerimiz de öyle, sadece kızlar değil.

mehmetaliakyıl8

Halim Bey Konağı hakkında bilginiz var mı?

Halim Bey Konağı’nıın sahibi Halim Bey zamanın multimilyarderi. Şimdinin Sabancısı gibi yani. Bir Yahudi, emin değilim ama ikisi ortak bütün Trakya’nın dairesini ve bakliyatını topluyorlar. Fakat Alman Harbi de patlamak üzere. Yahudi; ‘Satalım hepsini’ diyor. Kabul etmiyor ve Yahudi’ninkileri de alıyor. Biga’nın hemen çıkışında Eyüp Bey’in değirmeni vardı. Orası da Halim Bey’indi. Hatta Halim Bey o kadar zengin ki, ‘Beni kızdırmayın. Değirmeni bir gün boyunca Papelle çalıştırırım’ diyormuş. Sonra bir şekilde iflas ediyor Halim bey ve orasını yani konağı Bigalı tabak Sabri satın alıyor. Halim Bey eşyalarını topluyor. Bir de konakta taş ayna varmış. ‘O aynayı sonra alırım’ diye gidiyor. Geri geliyor aynasını almaya ama evin sahipleri ona aynasını vermemişler. O aynaya çok üzüldüğünü biliyorum.

Sosyal hayat nasıldı, neler yapardınız Biga’da?

Postanenin karşısında Çiçek Palas vardı. Biga’nın ileri gelen gençleri oraya çıkardı. Kahvenin iyisi bir yerdi. Hükümet meydanında Şehir Kulübü vardı. Orada da hakimler, savcılar, çok okuyanlar orada takılırdı. Çan’da falan yoktu öyle yerler. Kızak kayardık. Kışın akşamları buz tutardı yollar. Çayın suyu daha çoktu. Kayık vardı Avcılar Kulübü’nde. Köprüye kadar kayıkla gezerdik. Düğünler yemekli olurdu. Davullarla gezilirdi. Daha coşkulu daha eğlenceliydi.

Biga’yı ve Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?

Dil bileceksin artık. Ben kendi kızımda da yaşadım. Süper çalışırdı kafası ama diploma değil, yabancı dil gerekti hep. ‘Bir dil bir insan’ derlerdi ya, tam da o işte. Cemiyetçilik yapmak lazım. Biga hep önemli bir kasabaydı. Hala öyle. Bu bölgede sadece Çanakkale ve Biga’da ortaokul vardı. İbrahim Bodur mesela Biga’da okumuş ortaokulu. Cumhuriyet’ten önce Çan ve Yenice Biga’nın nahiyesiymiş zaten. Sonradan Çanakkale vilayet olunca oraları ilçe oluyor ve Biga’ya ait olan ikiyüz elli köy oralara bölüştürülmüş. Herkes kafasını toplasın. Biz çalışkan insanlarız. Herkes çalışsın, işine sarılsın. Parasını tutsun. Türk Milleti çalışırsa yapar.

(Röportaj: Çiğdem Özden Demiray)

mehmetaliakyıl7

mehmetaliakyıl6

mehmetaliakyıl4-1

mehmetaliakyıl3

mehmetaliakyıl2

mehmetaliakyıl1

mehmetaliakyıl4

Çerkes Sürgünü'nün 160'ıncı yılı... Çerkes Sürgünü'nün 160'ıncı yılı...

Editör: Ahmet Tunç