MUHTARIN KÖŞESİ - Binlerce yıldır bir türlü bitmek bilmeyen savaşlar ve sürekli değişen sınırlardan sonra “değer miydi acaba?” sorusu benim aklıma gelip gelip takılıyor. Üzerinde güneş batmayan imparatorluklardan; üç kıtada bilmem kaç milyon kilometrekarelik imparatorluğa; oradan da yedi yüz seksen bin kilometrekareye sıkışan bir “ulus” devlet yaratma projesine değin, o kadar çok örnek var ki bilgi dağarcığımızda.

Söz konusu yazım tam 10 yıllık. O dönem yazdığım Jineps'ten... Kızım Setenay sosyal medyada gezerken bulup, benimle paylaştı. Yazım bugünle o kadar güzel örtüşüyor ki. Rusya'nın Ukrayna'yı işgal ettiği şu günlerde bu yazı güzel bir tevafuk olarak görünüyor.

1 Ocak 2012 tarihli yazım:

Sanırım malumunuzdur. Geçtiğimiz günlerde,Çek Cumhuriyeti ve eski Çekoslavakya’nın cumhurbaşkanlarından Vaclav Havel “baki kalan kubbede hoş bir sada” bırakarak geçti gitti bu dünyadan…

18 Aralık 2011'de 75 yaşındayken ölen Vaclav Havel’in siyasi kimliğinin yanı sıra edebiyatçı kimliği de dünya tarihi için önem arz eder; ama Çeklerin bu önemli siyaset ve edebiyat adamının, bu yazıma konu olmasının esas önemi söylediği bir sözde saklı:

“İnsanlar sınırlardan önemlidir!”

Çok gerilere gitmeye gerek yok. Sadece geçen yüzyılda yeniden çizilen sınırlar ve değişen bayraklara baktığımızda; “devlet, ebed, müddet” ülküsü ile “önce insan” dilemması karşısında şaşırıp kalıyoruz.

15-443x420Binlerce yıldır bir türlü bitmek bilmeyen savaşlar ve sürekli değişen sınırlardan sonra “değer miydi acaba?” sorusu benim aklıma gelip gelip takılıyor.

Üzerinde güneş batmayan imparatorluklardan; üç kıtada bilmem kaç milyon kilometrekarelik imparatorluğa; oradan da yedi yüz seksen bin kilometrekareye sıkışan bir “ulus” devlet yaratma projesine değin, o kadar çok örnek var ki bilgi dağarcığımızda.

Avrupa’nın ortalarından Pasifik Okyanusu’na kadar uzanan devasa coğrafyada, onlarca cumhuriyeti barından Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’inden; bugünkü Rusya Federasyonu’na giden (ve biz Çerkesleri de direk ilgilendiren) bir sorunlu bölge de hemen yanı başımızda…

Bundan iki yüz elli yıl öncesine kadar dünya devletleri arasında adı olmayan ve şu an dünyadaki tek süper güç konumundaki Amerika Birleşik Devletleri neredeyse her tarafı okyanuslar ile doğal bir sınırı olmasının ve de diğer coğrafyalara uzak bulunması sayesinde; kendi sınırlarında sıcak bir savaşı yaşamamanın da rahatlığıyla elinde kağıt kalem sürekli harita çizmeye çalışmakta. Kâh Uzak Doğu’da kâh Orta Doğu’da… Sayelerinde kan ve gözyaşı oluk oluk akmakta…

Güya en medeni yaşam anakarası olan Avrupa’da, düne kadar adı Yugoslavya olan ülke paramparça olmuş; ve Avrupa’nın ortasında oluşan kan gölünde bir takım devletler kurulmuş…

Nazi Almanyası’nın en büyük acılarını yaşayan kesimi olan Yahudiler, Orta Doğu’da kur(dur)ulan İsrail Devleti ile bölgenin başına bela kesilmiş, düne kadar yaşadıkları acıları tarihi belleklerinden silerek Filistin halkına yapmadıklarını bırakmamışlar…

Zaman zaman din savaşları; zaman zaman da mezhep çatışmaları adına da yine milyonlarca insan can vermiş; ama savaş sektörüne aktarılan para bir türlü “insana faydalı” bir ekonomiye döndürülememiş.

Ticaret yolları, enerji koridorları, tarım alanları derken insanoğlu sürekli olarak savaşacak bir konu bulmuş kendisine; ülkeler daha doğrusu bu ülkeleri yönetenler bazen kişisel çıkarları bazen de ülke insanının menfaatleri(!) doğrultusunda bir başka ülkenin insanlarının milyonlarcasını gözünü kırpmadan öldürecek vahşiliğe ulaşmışlar. Atılan iki atom bombası ile sadece o an değil yıllar sonrasında bile insanların hayatı ile oynamışlar ve bunun için de kendilerince “kutsal” kılıflar uydurmuşlar.

Biz Çerkesleri ilgilendiren coğrafyada da yüzyıllardır akan kan neredeyse hiç durmamış; ve bizler bugün bulunduğumuz coğrafyalara savrulmuşuz.

Çoğu Anadolu’da olmak üzere Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkanlar’a kadar yayılan geniş ortamda dünyanın en büyük diasporik toplumunu oluşturan Kuzey Kafkasya haklarının acıları daha dinmeden; ve yaraları daha kabuk bağlamadan atalarımızın mezarları üzerine kurulan tesislerde, dünyanın en barışçıl mesajlarının verildiği olimpiyatlar düzenlenmekte… Ve eminiz ki; olimpiyat meşalesi yakılırken, o günkü Rusya yöneticileri hiç yüzleri kızarmadan dünyaya barış mesajları verecekler.Her kıtadan ve her renkten insanın katılacağı olimpiyatlarda; meşaleyi de bir Çerkese yaktırırlarsa hiç de şaşırmayın ayrıca…

Eşrefi mahlukat denen insan oğlunun Habil ve Kabil’den bu güne kadar süren kardeş kavgaları zaman zaman – üstelik din adına – Peygamber torunu öldürmeye kadar varmış ve ortaya doymak bilmeyen iştihasıyla dünyanın en vahşi yaratığı da olan insan oğlu çıkmış.

Ve bütün bunlar yine bir gurup insanın mutluluğu adına; ama bir başka insanların da katledilmesi yoluyla yapılmış.

Peki sonuç? Sıfıra sıfır!…

İnsanoğlunun yaşam süresinin dünyanın yaşı ile orantılandığında birkaç saniye ölçüsünde olduğunu düşündüğümüzde değer mi acaba diye düşünmeden edemiyor insan.

Evet din kutsal! Evet devlet kutsal! Peki insan?…

Yaratılan her şeyin insanoğlunun emrine verecek kadar insan merkezli bir dünya kuran yaratıcı ona “eşref-i mahluk” derken ve bütün dinleri de insanlığın hoşgörüsü üzerine kurarken biz aciz kulları ne yapıyoruz?

Bitmek tükenmek bilmeyen bir iştah ile başka insanları öldürecek argümanları geliştirip sonra da kan gölünde yüzmeye çalışıyoruz. Üstelik bunu pek becerdiğimiz de söylenemez. Sonunda biz de bu kan gölünde boğulup gidiyoruz.

Bütün bu anlattıklarımdan sonra, Çekoslavakya’nın bölünüp Çek Cumhuriyeti ve Slovakya  olarak, üstelik kansız bir şekilde ayrılmasına baktığımda ise içim ferahlıyor biraz…

Umutlanıyorum.

Kim ne derse desin!

Havel haklı!

Sayı: 2012 01

Yazının linki için tıklayınız...