Son yıllarda ülkemizde saygı olgusunun gitgide yok oluşu, kutuplaşmanın etkilerinden biri olduğu aşikâr. Kimse dört dörtlük olamayacağı gibi herkesin aynı fikirde olma zorunluluğu da yok. Olmamalı da! İnsanlar farklılıkları ile de sevilir..

Kitabın ortasından yazalım, öyle okunsun!,

Genel anlamda münakaşa ediyoruz.. Aslında bir yere kadar münazara etmenin toplumun ruh sağlığı için iyi geleceğini sanmıyorum. Detaylandıracağım elbette.

Fakat; merhaba faslını ve tanımayanlar için öz gelecek bölümüne değinmek gerekiyor.

Evet, yanlış okumadın sevgili okur.

Öz gelecek!

En geç 5 yıl sonra; köy köy, kasaba kasaba, her bir köşesi ayrı güzel ülkemi, geleceğimiz olan çocuklar için dolaşmaya hazırlanan, an itibariyle 42 yıl 6 ay 12 günlük bir adet Ömer Tirendez. ( 29 Haziran 2022 tarihinde yazıldı.)

Öz geçmiş; acısıyla tatlısıyla  geçmişte kaldı.. Faydamız olduysa ne âlâ. Önümüzdeki maçlara odaklanmak lazım gelir..

Uzun uğraşlar ve yazı başına 10.000 $ + sgk + yemek + yol + huzur hakkı + erken emeklilik gibi teklifleriyle ikna etmeyi başardıkları için zihinlerinize kimi zaman hoş bir sâda, kimi zaman bir ünlem işareti olmayı planlıyorum.

Münazara mı, münakaşa mı olayına balıklama dalacağımız an, bu andır!

“10.000 $ doları kim kaybetmiş de, sana veriyorlar?“

“Var ki veriyorlar, sana ne?“

“10.000 £ dir o. Klavye sürçmüştür!“

“Öyle olsa bile bu rakam, çok fazla değil mi!?“

“Ya ben mayış almıyorum, hatta çay paramı bile kendim ödüyorum!“

...

Demokrasimiz ise bundan farkı olmayan, münakaşa silsilesi ile eriyip gidiyor. Korkarım yakın zamanda elde avuçta bir şey kalmayacak. Elde olmayınca avuç ne yapar, inanın ben de bilmiyorum..

Gezi süreciyle birlikte kutuplaşmanın ayyuka çıktığını düşünüyorum. Ve her geçen gün pik yapmaya devam ediyor.

Çözüm?

Münakaşa etmek yerine, münazara etmeyi tercih etmemiz gerekiyor. En azından kutuplaşmayı körükleyen söylem ve eylemlerden kaçınmak..

Münakaşa nedir, az çok biliyoruz. 'Peki bu münazara ne menem bir şeydir?' diye soranlar için özetlemek gerekirse; kısmen diyalektik tabanlı bir tartışma kültürü ve genellikle üniversitelerimizde münazara gruplarının olduğunu biliyoruz.

Diyalektik nedir?

TEZ ve ANTİ TEZ sonucu, ortaya SENTEZ'in çıkarılmasıdır.

Münazara; genellikle iki karşıt görüşün argümanlarını, 7 dakikalık süre(ler) içerisinde, karşı tarafın argümanlarına karşı, bir jüri karşısında savunma olayıdır. Münazara esnasında ya da sonucunda Tez ve Anti Tez çarpışmasından sentez çıkması beklenmez.

Jüri ise argümanınızın doğru olup olmadığı ile değil, argümanlarınıza ne kadar sadık kaldığınıza göre karar verir.

Son yıllarda ülkemizde saygı olgusunun gitgide yok oluşu, kutuplaşmanın etkilerinden biri olduğu aşikâr. Kimse dört dörtlük olamayacağı gibi herkesin aynı fikirde olma zorunluluğu da yok. Olmamalı da! İnsanlar farklılıkları ile de sevilir..

Yaklaşık 8 milyar insan, 8 milyar görece demek! İnsan; ilk var olduğundan beri, nasıl bir arada yaşarız ile ilgili içgüdüsel olarak çaba sarf etmiştir..

Yaşadığımız dönem ise birbirinden uzaklaşmanın, daha fazla bireyselliğin ya da daha az birey ile yaşamını sürdürme isteğinin artığını gözlemlediğim bir dönem. Bazı istisnalar ve istisnai durumlar hariç!

Konuyu sonuca ve Biga'ya bağlayacak olursak; en son katıldığım Biga Belediyesi Mayıs Ayı meclis toplantısında, Belediye Başkanı Bülent Erdoğan diyologların artması gerektiğini belirtmişti.

Ülkede demokrasi maalesef erimeye, gitgide yok olmaya doğru yol almışken, samimi veya değil, siyasi bir hamle ya da değil, bu söylemin önemli olduğunu düşünüyorum.

Samimi değilse en içten ve samimi bir şekilde söyleyenin ve söylenen kesimin, sahiplenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Münakaşa etmeyi bırakmalı, en azından kuralları ve saygı olgusunu münazara kültüründen alıp, diyalektik olgusuna sıkı sıkıya sarılmamız gerekiyor.

Zira benim istediğim renk sarı, senin istediğin renk mavi. Yeşil ikimize de yarayacak.

Sarı ( Tez ), Mavi ( Anti Tez ), Yeşil ( Sentez ) ..

Zirvede ikamet eden not ( Dip Not'a inat ile Everest'te ikamet ettiği söylenen not ):  Sarı ile mavi karıştırılırsa yeşil ortaya çıkar..